Hatay Mahalli Haber
MENÜ
Tamer Yazar
Tamer Yazar
yazar5@hotmail.com
Paylaş Paylaş Paylaş Yazı 60 defa okundu.

Depremin Konteynerleri... Depremden Kurtarabildiklerimiz!

Depremden kendimizi kurtardık kurtarmasına da, bir Allah biliyor bir de biz, nasıl kurtardığımızı! Canımızı kurtardık da, hafif yıkık binalarda kalan eşyalardaydı hep gözümüz... Koca bir hayat biriktirdiklerimizdi onlar, tüm tasarrufumuzdu, belki bir daha aynı şekilde alamayacaklarımızdı.

Kaçımız, riskli de olsa girdi o binalara? Kaçımız, enkaza dönmüş bir kentte hayalet gibi hala ayakta duran bu binalardan bir kaç parça da olsa eşyalarını çıkartmaya çalıştı, hatta üstüne para verip başkalarından bunun için yardım istedi?

BEN diyen kaç kişiyiz?

Biliyorum, çok kalabalığız!

Belki bir iki koltuk, kıyafetlerimiz, birikmiş paramız ya da altınımız, çok şanslıysak da beyaz eşyalarımız... 

Hatırlıyorum, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun bunun için yaptığı açıklamayı!

“Bu saatten sonra, acil yıkılması gereken binalara her ne şartla olursa olsun girmek yasaktır. Eşya almak için kısa süreli olsa bile girişler tamamen yasaklandı. Dün akşamki depremler bize göstermiştir ki, deprem hareketliliği devam ediyor. Bu riski ve sorumluluğu almamız doğru değildir.”

Haklıydı, ama başka çaremiz mi vardı!?

75. Yıl Bulvarı'ndaki ablamın evine çıkan eniştemin, kalan eşyaları tek tek kurtarmaya çalıştığı zamanları hatırlıyorum da... Apartman, dışardan çok yıkık dökük olsa da, ayaktaydı hala, ama iç merdivenleri kullanılamaz hale gelmişti. Asansör sistemiyle dışarıdan girildi, tüm riske rağmen, Sayın Soylu! O an düşünemiyorsunuz hiç bir riski, her an tekrar deprem olabileceği ihtimalini, belki de şansa kurtardığınız canınızı orada kaybedebileceğinizi, ama hayat da devam ediyor ve bu kaybedilmişlikle o hayat gitmez, bunun farkındasınız en çok da.

Sonra dediniz ki, Sayın Soylu;

“Daha önceki uygulamalarımızda olduğu gibi, hem AFAD hem de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız eşya yardımını yapacaktır. Bir çalışma yapılıyor...”

3 seneyi geçti, EŞYA YARDIMI YAPILACAK sözünün üzerinden, ki merak ediyorum...

Bu sözü verenler arasında, Hatay'ın iki milletvekili de vardı. Kaç Hataylı gazeteci, göz göze geldikleri bu iki milletvekiline sordu, NE OLDU VERDİĞİNİZ O SÖZE diye, "on binler sizden o SÖZ'ü gerçek kılmanızı bekliyor" diye de!?

Niye sor-a-madınız, arkadaşlar?

Sizi engelleyen neydi, kimdi?

Bu konuda defalarca yazdım, ki çok kez de paylaşım yaptım, ama bugünün özelliği, son yağışların, Hatay'daki konteyner kentlerde yarattığı zarar, zaten var olan çaresizliği daha da derinleştiren halleri, elde bir kaç eşyası olanların yorgun düşmüş feryadı!

Hep dediğim gibi,

...UNUTURSAM KALBİM KURUSUN!

Hatay’daki o konteyner kentlerdeki insanların o ıslak, üşümüş, eşyaları bir kez daha ellerinden alınmış hallerine gözlerimi kapatırsam, kalbim kurusun!

Bir tanesi yazmış bana;"...dün gece suyla doldu, konteyner evlerimiz. Kapıdan değil, pencereden değil, duvarlardan, tavandan, her yerden sızdı. Durduramadık! Sanki gökyüzü bile 'yeter artık' demiş de üstümüze boca etmiş bütün acısını..."

Ben, böyle bir zamanda, 3 senedir hayata geçirilmeyen, gündeme bile gelmeyen o SÖZ'ü hatırlatmayayım da ne yapayım? Bu cümleleri okurken kalbim sızlarken, nasıl unutayım?

Unutanlara sorayım?

Siz nasıl unuttunuz?

Bu kadar insan o yorgun ve çaresiz gözlerle bugün hala sizlere bakarken, gözlerinizin içine bakarken, siz nasıl unuttunuz?