Tunceli'den Hatay'a... Cesur Savcılar, Peki Sorular!
Gülistan Doku cinayeti de davası da bu süreci omuzlayan Savcı da bugünün en önemli gündem maddesi, ki cinayet soruşturmasına dahil olan resmi kurumsal kimlikler de cabası!
Bugün konumuz sadece Tunceli değil, ama Hatay da!
Konumuz sadece bir cinayet değil, ama 6 Şubat da!
Konumuz, sadece Savcılar değil, ama onlara omuz verenler de!
Gülistan Doku cinayetinde delilleri de şahitleri de yaşanan acıyı da 6 yıldır bu davayı takip eden kalabalığı da sahipsiz bırakmayan, Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu'da durma sebebimiz biraz da bundan.
Peki, Hatay'ın, 6 Şubat 2023 depremleri döneminde Cumhuriyet Başsavcısı olan Ahmet Çelikkol!?
Yaşanan depremlerde yıkılan binalarla ilgili olarak, kamu görevlileri hakkında, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun gereği soruşturma izni talebini Hatay Valiliği’ne ileten, dönemin Cumhuriyet Başsavcısı olan Ahmet Çelikkol, aynı desteği ve hareket alanını bulabildi mi, bu talebi noktasında?
Yok, bulamadı!
Özellikle de, Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Devlet Hastanesi) Ek Hizmet Binası’nın 6 Şubat 2023 depreminde yıkılmasına ilişkin dava sürecinde!
Hatay Valiliği / Valisi, soruşturma izni vermeme yetkisine sahip ama... Depremde çok şeyini kaybetmiş Hatay kamuoyunun, soruşturma izni talebini reddeden Valinin ağzından kendi gerekçelerini duyması gerekiyordu, SORUŞTURMA İZNİ VERMEDİM ÇÜNKÜ diye başlayan cümleleri en çok da!
Yok, yazılı belgelere girdi o gerekçeler!
"...ön inceleme sonucunda, isnat edilen fiilin soruşturma açılmasını gerektirecek nitelikte olmadığı gerekçesiyle" denildi, o gerekçeler sıralanırken!
Adaleti, depremin olduğu yerden çıkaramayacağını anlayan Başsavcılık ve mağdur yakınları ise bu kararı, Adana Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi’ne taşıdı taşımasına da, sonuç ne ADALET oldu ne de beklenen! Ancak, dönemin Hatay İl Sağlık Müdürü hakkındaki dava sürüyor. Gözler, 7 Kasım 2025 ve 24 Şubat 2026 tarihli duruşmaların ardından, 26 Haziran 2026'daki duruşmada olacak.
Peki, dönemin Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Çelikkol'un başlattığı bu adımı biz Hataylı Gazeteciler, Hatay'ın Valisine kaç kere sorduk? Tüm kameralar çalışırken, basın / medya bir aradayken, kaç kere o soruşturma konusunu gündeme taşıdık? Depremin enkazı altında kaldığı sıkça söylenen adaleti mahkeme salonlarından çıkartmaya çalışan bugünün acılı aileleri hala haykırırken "YETER" diye, biz gazeteciler kaç kere "YETER" dedik? Peki ya bu kenti, deprem sonrası bırakan ve siyaset mecrasına atılmak isteyen, olmayınca da Valilik görevini Sakarya'da devam ettiren, deprem döneminin Hatay Valisine, gittiği şehirde kaç gazeteci hatırlattı bu terk edişi, bu terk edişin gerekçelerini, geride bıraktığı şehri, insanlarını, mağduriyeti, olası ÖZRÜ'nü ve varsa da pişmanlığını?
Ben, aslında kendimizi sorguluyorum, biz gazetecileri!
Gülistan Doku cinayeti davasında; Ferit Demir gibi, Serhat Ozan Yıldırım gibi cesur gazetecilerin, sivil toplum örgütlerinin, süreci ve adalet beklentisini hem kamuoyunda hem sosyal medyada hem de gazete haberlerinde gündemde tutma gayretini izlerken, bunu gerektiği gibi yap-a-mayan biz gazetecileri sorguluyorum!
Gazetecilik neydi sahi?
Sormaktı...
Sorgulamaktı...
Gerçeği aramaktı...
Haklının yanında durmaktı...
Adalet için vazgeçmemekti, cesur olmaktı...
Peki, bizler, hayatlarımızın tüm birikimini 6 Şubat depremlerinde kaybedenler, sevdiği binlerce insanını toprağa verenler, toprağa veremediklerinin kayıp hanesinde bugün bile ağıt yakanlar, yarına dair hiç bir umudu olmayanlar, NİYE yeterince sormadık?
Ben, bir gazeteciyim ve Ankara'da, bir Antakya deprem göçmeniyim, ama sormaktan asla vazgeçmedim, o yüzden de geride kalan gazetecilere ısrarla soruyorum!
NİYE, sormamız gerekenlerin cevapsızlığını manşetlere yeterince taşımıyoruz? Yaşananları, NİYE sadece dava gününden dava gününe hatırlıyoruz? En haklı olduğumuz acımızda bile soramıyorsak, NE ZAMAN SORACAĞIZ sahi?