Bir Taksi şoförü Anlatsın! BANKALAR DA OLMASA!
İnsan, yaşlandıkça, kendi zamanına dönüyormuş, bunu anladım! Eskiden, yaşça bizden büyükleri dinlerken, heyecan verici 'yarın' dururken, niye sürekli 'ah eskiler' dediklerini anlamazdım, hatta bu geçmişe dönme çabasını sıkıcı bulurdum.
Haklısınız, şimdi ben de dönüyorum o eskiye!
Bugünün keyfi kalmadı kalmasına da, niye?
Sebep, sadece, 'geçinemiyoruz' hali mi?
Ankara'da, yazı yazmak için hep oturduğum bir kafe var... Oraya yürürken, simit fiyatının 20 TL olduğunu fark ettim, ki 15 TL'de bırakmıştım en son. Hatta, 'simit / peynir' halimizin sabah kahvaltılarının artık eskisi gibi keyifli olmadığını tartışmıştık bir süre. Sahi, 20 TL'den iki simit, 1-2 üçgen peynir, toplamda ne kadar oluyor artık, kahvaltımız kaça geliyor? Öğrencilik zamanımızın bizi kurtaran bu menüsü de mi lüks oldu?
Basit gibi dursa da, üretimi basit değil, simidin!
Susam, un, yağ pahalı...
İşçilik maliyetleri çok yüksek...
Elektriğe gelen zamları unuttuk mu?
Bindiğim taksinin şoförü, iki yakası bir araya çooook uzun zamandır gelmeyen ülke insanının haline dair konuşurken, "bankalar da olmasa, halimiz harap" dedi demesine de, poker masasında kart dağıtır gibi kredi kartı dağıtan bankacılık sisteminin ha bire borçlandırdığı vatandaşı ayakta tutanın da bu korkutucu alışveriş olduğunun da altını çizdi.
"Ben de dahil, herkesin cüzdanında artık en az 3-4 tane kredi kartı var. Bu kadar kredi kartının olma sebebi, 'çok paramız var ve 1 kart yetmiyor' değil, ama bir karttan diğerine sürekli borç aktaran hallerimizin başka bir çıkış yolu bulamaması! Bu, aynı şey gibi; Yangın merdiveni olmayan bir binadasınız ve yangın riski çok büyük, ama siz bile isteye o binada kalıyorsunuz! Çevremde o kadar çok insan var ki, bu yüzden takibe düşen... Emeklisi de bu halde, işçisi de, çalışanı da, hatta öğrencisi de."
Diyen, haksız mı?
3 senedir Ankara'dayım ve buraya ilk geldiğimde, dolmuş ücreti 15 TL'ydi. Ardından 30 oldu, şimdilerde 40. İlginç olan, dolmuşlarda 'ortaöğretim' öğrencisine indirim yapan sistem, sıra üniversite öğrencisine gelince 'tam' ücret alıyor. Halbuki, ailelerinden uzakta, bir çoğunun çalışarak okuduğu bir ülke gerçeğinde, o indirimin asıl onları kapsaması gerekmez miydi?
Bugün, belediyelerin, kaldırım ve yol çalışmasını bir kenara bırakıp, EMEKLİ LOKALİ adı altında modern kahvehaneler açması da buna dair! Geçinemeyen, bir çaya ya da kahveye fahiş fiyat ödemek istemeyen, ama evinin dışında kendisine özgür ve dinlenebileceği bir alan da bulamayanlara "BUYRUN" demesi de...
Kent Lokantaları farklı mı?
Onlar da YOKSULLUĞUMUZUN resmi kurumsal belgesi halinde hizmet vermiyor mu?
Peki, ucuz et kuyruklarına girenler... 15 TL olan ekmeği 10 TL'den satan marketler için taban tepenler...
Tüm bu gerçeğin karanlığında, vatandaşa GEÇİM DERDİ formülleri pazarlayan bazı Milletvekillerinin simit hesabı yapmasına ne demeli peki? Hatta, aldıkları maaşla geçinemediklerini söyleyebilecek kadar ileri giden Milletvekilleri için ne düşünmeli? Açlık ve yoksulluk sınırının altındaki milyonların ülkesinde, tartışma başlığı olmaktan bir türlü kurtulamayan TBMM lokantasının o zengin menülü, ucuz halinin gündeme taşınmasından rahatsız olup da, "sizin yüzünüzden zam geldi" diyebilecek kadar rahat olan Milletvekillerine ne söylenmeli? Marketten / kasaptan aldığı 1 kğ eti 5 parçaya ayırıp, 5 yemek yapmaya çalışan ülke insanının halini bilip de, geride kalan Ramazan ayının iftar menüsüne "lebeniye çorbası, karamelize soğanlı avokado favalı enginar, içli köfte, sebzeli çıtır börek, keşkek yatağında dana antrikot ve fındıklı narlı güllaç" gibi yemekler koydurtanların Ankara'sı mı? Yok, unutmuyorum!
Sahi, sizin cebinizde kaç kredi kartı var?
Peki, her birine ne kadar borcunuz var?