Hatay Mahalli Haber
MENÜ
Tamer Yazar
Tamer Yazar
yazar5@hotmail.com
Paylaş Paylaş Paylaş Yazı 74 defa okundu.

O Kadar Yazdım Ki... O Kadar Konuştum Ki...

Böyle düşünenlerimiz o kadar çok ki...

Haklıdır, düşünenler de diyenler de!

Gazeteciliğe başladığım noktayla bugün arasında geçen onca senede on kadar çok yazıp, o kadar çok konuştum ki, yazıp konuştuklarımla değiştirebilseydim eğer, 'hayatlarımız nasıl olurdu' diye merak etmiyor değilim.

Yok, ne her yazdığım ne de her konuştuğum çöpe gitti, ama rüzgara savurduk çokça, kelimelerimize takılı umutlarımızı da beklentilerimizi de...

Ama, yorulduk!

Çok yorulduk!

Düşünüyorum da;

...6 Şubat depremlerinin ardından Hatay'da yaşanan travmanın geride kalan 3 senenin ardından bittiğini düşünenlerin, biz depremzedeler hakkında "deprem rehavetine kapıldılar" diyecek kadar hadsizleştiği bir ülke gerçeğinde, "niye bir türlü normalleşemediniz" dercesine gözlerimizin içine bakanlar oluyor!

Bir ömür biriktirdiklerini kaybettiler, sebep bu olabilir mi? Ömürlerini paylaştıkları sevdiklerini kaybettiler, sebep bu olabilir mi? "Sesimi duyan var mı" diye bağırırken yalnız bırakıldılar, sebep bu olabilir mi? Onlara ev olan binaların altında kalan sevdikleri 'kayıp' hanesine yazıldı, bulunamadı, sebep bu olabilir mi? O kayıplar için halkın meclisinde verilen önergelere 'HAYIR' oyları verilirken, bir kez daha öldüler, sebep bu olabilir mi? Konteynerde geçen 3 senenin ardından, onlar için yapılan evlere geçerken, kara kara düşündüler 'bu ev nasıl dolar' diye, sebep bu olabilir mi? O evi doldurmak için onlara söz veren, bunu da depremin hemen ardından yapan bir Bakan ve iki Hatay Milletvekili, depremzedelere verdikleri sözün arkasında durmadılar, sebep bu olabilir mi? Depremin daha o ilk günü, yüz binlerin enkazlardan sıyrılmaya çalıştığı o ilk gün, sevdiklerini bağıra çağıra aradığı o ilk gün, 11 deprem kentinin internetini bile isteye kestiklerini, bunu da 'böyle gerekiyordu' diye açıkladı ya bir Bakan, sebep bu olabilir mi? Yarına, düne kadar sahip oldukları evlere olan borçlarıyla yürüyor o yüz binler, sebep bu olabilir mi? 

Sadece depremzedeler mi, normalleşemeyen!?

Yaptıkları haberler yüzünden, cezaevleriyle gazete ofisleri arasında mekik dokuyan habercilerin durumu farklı mı? Daha düne kadar DEM Partili belediyelerin yaşadığının bir benzerini yaşayan CHP'li belediyelerin ve başkanlarının durumu farklı mı? Aylık 20 Bin TL maaşla geçinmeye çalışan emeklilerin açlık ve yoksullukla bitmeyen savaşında durum farklı mı? Ülkenin bu yorgun ve yaşlı kalabalığına emekli ikramiyesi noktasında zam yapamayacak kadar kaynaksız kalmış ülkemin durumu farklı mı? Kasaptan ya da marketlerden et alamadığı için ucuz et kuyruklarında sofrasının öğününü dengelemeye çalışanların durumu farklı mı? Kadına şiddetin ve kadın cinayetlerinin gündemden düşmediği bir ülkede, İstanbul Sözleşmesi'ni çöpe atanların ülkesinde, hakları için bile sokağa çıktıklarında engellenen kadınların durumu farklı mı? 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin cemaati profili bu kadar netken, 'ne istedilerse verilenlerin' Türkiye'sinde bugün göz göre göre palazlanan başka cemaati yapıları korkuyla izleyenlerin durumu farklı mı?

Garip olan, bir türlü normalleşemiyoruz.

Normalin bile ne olduğunu unutmuşlarız.

Bugün de çok yazdık galiba, çok da konuştuk!

Değişir miyiz, değiştirebilir miyiz, emin değilim ama, düşünelim istiyorum.

Düşünürken, sorgulayalım istiyorum, hem hayatlarımızı hem de hayatlarımızı bu hale getirenleri.

Değişmeden, değiştirmeden önce, farkına varalım en çok da!

Daha iyi olmak yerine daha kötüye giden hallerimizi...

"Buna da şükür" çok yoruldu!

Ya siz...

Yorulmadınız mı?