Hatay Mahalli Haber
MENÜ
Mithat KALAYCIOĞLU
Mithat KALAYCIOĞLU
mikamithat58@hotmail.com
Paylaş Paylaş Paylaş Yazı 73 defa okundu.

Hıdırellez; Bir Geceden Fazlası…

Hafta içerisinde hem TRT GAP hem de TRT Çukurova Radyolarına konuk oldum. Programlarda Hatay’daki Hıdırellez kutlamalarının tarihçesini, kültürel anlamını ve insanımız için neden bu kadar özel olduğunu anlatma fırsatı buldum. Gelen yoğun ilgi, bir kez daha gösterdi ki; Hıdırellez sadece geçmişten gelen bir gelenek değil, hâlâ yaşayan güçlü bir hafızadır.

Çünkü Hıdırellez, Anadolu insanının umutla kurduğu en eski bağlardan biridir.

Her yıl mayıs ayı geldiğinde Anadolu’nun dört bir yanında aynı heyecan hissedilir. Gül ağaçlarının altına bırakılan dilekler, yakılan ateşler, edilen dualar… Baharın gelişi yalnızca mevsimsel bir değişim değil; yeniden başlamanın, bereketin ve umudun habercisi olarak görülür.

Türk kültürünün köklü miraslarından biri olan Hıdırellez, İslam inancında Hızır ile İlyas peygamberlerin yeryüzünde buluştuğu gün olarak kabul edilir. Bolluğun, şifanın ve yardımın sembolü olan Hızır’ın insanlara dokunduğuna inanılır o gece. Bu yüzden insanlar dilek diler, dualar eder, sadaka verir, kurban keser, oruç tutar. Her davranışın altında daha iyi bir geleceğe duyulan inanç vardır.

Ama Hıdırellez’i özel yapan yalnızca dini yönü değildir.

Bu kadim gelenek, farklı inançların ve kültürlerin ortak hafızasında da yer edinmiştir. Ortodoks Hristiyanlar “Aya Yorgi”, Katolikler ise “Aziz George Günü” olarak kutlar aynı zamanı. Balkanlar’dan Mezopotamya’ya, Orta Asya’dan Akdeniz kıyılarına kadar uzanan geniş coğrafyada insanlar, baharın gelişini aynı coşkuyla karşılar.

İşte bu yüzden Hıdırellez, sadece bir bayram değil; kültürlerin birbirine dokunduğu ortak bir insanlık mirasıdır.

Kuşaktan kuşağa aktarılan ritüeller de bunun en güzel göstergesidir. Kimisi ev sahibi olabilmek için küçük ev maketleri yapar, kimisi sağlık için çimenlerde yuvarlanır. Kimi parasının artmasını ister, gümüş paralarını keselere koyup gül dallarına asar. Gençler ateşin üzerinden atlayarak kötülüklerden arınacaklarına inanır.

Belki bilimsel açıklaması yoktur bütün bunların…

Ama insanın umuda tutunmasının da her zaman mantıklı bir açıklaması olmaz zaten.

UNESCO’nun 2017 yılında Hıdırellez’i “İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası” listesine alması da bu geleneğin yalnızca bize ait olmadığını, evrensel bir değer taşıdığını ortaya koymuştur.

Bu yıl Samandağ’da gerçekleştirilen “Umudun ve Bereketin Buluşması” temalı etkinlikler de Hıdırellez ruhunun hâlâ dimdik ayakta olduğunu gösterdi. Sahilde yakılan ateşler, gökyüzüne bırakılan dilek fenerleri, halk oyunları, doğa yürüyüşleri ve yerel ürün stantları geçmiş ile bugünü aynı meydanda buluşturdu. İnsanlar belki biraz eğlenmek için, belki biraz nefes almak için ama en çok da yeniden umut edebilmek için bir araya geldi.

Çünkü Hatay’ın bugün en çok ihtiyacı olan şeylerden biri umut…

Ancak benim için Hıdırellez artık sadece baharın gelişini anlatmıyor.

Bir zamanlar mahallemizde yaşanan o güzel geceleri de hatırlatıyor.

Çaydanlıkların fokurdadığı, simitlerin, çöreklerin paylaşıldığı, kahkahaların dualara karıştığı geceleri…

Komşuların birbirine sarıldığı, çocukların ateşin etrafında koşuşturduğu, Asi Nehri kıyısında sabaha kadar sohbetlerin sürdüğü o eski Hatay akşamlarını…

Bizim için Hıdırellez; birlikti, beraberlikti, aynı sofraya oturabilmekti.

Sonra…

5 Şubat gecesi geldi.

Ve ardından yaşadığımız büyük felaket, sadece evlerimizi değil; anılarımızı, sokaklarımızı, mahalle kültürümüzü de yerle bir etti.

Şimdi o eski kalabalıkların yerinde derin bir sessizlik var.

Mahalle yok artık…

O gece birlikte dua ettiğim birçok komşum bugün bu dünyada değil. Asi Nehri hâlâ akıyor belki… Belki kıyısında yine birkaç kişi

dilek diliyor. Ama artık o nehir sadece su taşımıyor; acıyı, özlemi ve yarım kalan hayatları da taşıyor.

Yine de biliyorum…

İnsan umut ettiği sürece hayattadır.

Belki bugün eski kalabalıklarımız yok. Belki ateşlerin etrafında toplanan o tanıdık yüzlerin çoğu artık aramızda değil. Ama onların duaları, hatıraları ve bıraktıkları sevgi hâlâ bu topraklarda yaşıyor.

Ve her 5 Mayıs gecesi, gül ağacının dibine bırakılan her dilek bize aynı şeyi fısıldıyor:

Bu şehir çok acı gördü ama umut etmeyi hiç bırakmadı.