Merhametin Maliyeti Yoktur!
Bu şehir yeniden ayağa kalkacaksa, bunu betonla değil; ahlakla yapacak. Esnaf halkını koruyacak, halk esnafına sahip çıkacak. Birbirimizi kazıklayarak değil, birbirimizi kaldırarak büyüyeceğiz.
Bir zamanlar cebimizdeki para az, ama gönlümüzdeki merhamet çoktu.Uzun Çarşı’nın taşları sabahın ilk ışığında uyanır, fırından yayılan ekmeklerin kokusuyla gün başlardı.Esnaf siftah yapmadan kepenk kapatmaz, komşusu kazansın diye müşteriyi yan dükkâna yönlendirmekten gocunmazdı.O çarşının gölgesinde büyüyen çocuklar, dünyanın en büyük servetinin “ayıp olur” duygusu olduğunu öğrenirdi…
Kimse kimseye yan gözle bakmaz, kimse başkasının hakkına el uzatmazdı.
Uzun Çarşı yalnızca bir alışveriş mekânı değildi; vicdanın terazisiydi. Gramajdan çalmak, eksik tartmak, kalitesiz mal satmak utanç vesilesiydi. Ticaretin haysiyeti vardı. Zenginlik ceket astarında değil, insanın sözüne sadakatinde aranırdı…
Habib-i Neccar Camii’nin avlusunda dua edenle, kilise çanını dinleyen aynı şehrin evladıydı. Farklılık, ayrılık sebebi değil; Antakya’nın zenginliğiydi.Bu topraklarda kardeşlik yüksek sesle söylenmezdi; yaşanırdı.
Teknoloji hızlandı, hayat hızlandı, kazanç hırsı büyüdü.
Ama insan küçülmemeli…
6 Şubat’tan sonra şehir yalnız binalarını değil, düzenini de kaybetti!..
Hepimiz enkazın altından sadece eşyamızı değil, sabrımızı da çıkardık.
Esnaf da yara aldı, vatandaş da..
Dükkanı yıkılan, sermayesi toprağa karışan, yeniden ayağa kalkmak için borçlanan binlerce insan var. Bunu görmezden gelemeyiz.
Ama acı, fırsata dönüşmemeli!..Depremi yaşayan bir şehirde fiyatların vicdansızca yükselmesi, denetimlerin yetersiz kalması, “nasıl olsa mecbur” anlayışının yayılması Antakya’nın ruhuna yakışmaz.
Herkes biliyor ki maliyetler arttı; kira arttı, nakliye arttı, hammadde arttı. Fakat merhametin maliyeti yoktur!.
Vicdanın enflasyonu olmaz.
Elbette bütün esnafı aynı kefeye koymak haksızlık olur.
Bugün hâlâ siftahını komşusuyla paylaşan, borcunu erteleyen, depremzede müşterisine “Sonra verirsin” diyen nice güzel insan var..
Onlar bu şehrin yüz akıdır. Fakat birkaç yanlış, esnafın itibarını zedeler.
Denetim elbette şarttır.
Ama en büyük denetim insanın kendi vicdanıdır. Çünkü zabıta gider; insanın aynadaki yüzü kalır.
Bu şehir yeniden ayağa kalkacaksa, bunu betonla değil; ahlakla yapacak.Esnaf halkını koruyacak, halk esnafına sahip çıkacak.Birbirimizi kazıklayarak değil, birbirimizi kaldırarak büyüyeceğiz.
Yeter ki “ayıp olur” demeyi yeniden öğrenelim.