Afetin Ayrımı Olmaz!
6 Şubat depremlerinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen Hatay'ın yaraları hâlâ sarılabilmiş değil. Depremin enkazı kaldırılmaya çalışılırken bu kez sel felaketi kapımızı çaldı. İnsanlarımızı toprağa verdik, işyerlerimiz sular altında kaldı, emeklerimiz çamura gömüldü.
Ancak görünen o ki Hataylıların kaderi sadece afetlerle mücadele etmek değil, aynı zamanda yanlış kararların ve bürokratik adaletsizliklerin bedelini ödemek...
Geçtiğimiz haftalarda yaşanan sel felaketinde Antakya Armutlu Atatürk AVM Çarşısı adeta bir göle döndü. İşyerleri, ofisler, dükkânlar balçık ve çamur altında kaldı. Temsilciliğini yürüttüğüm Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Hatay Temsilciliği ofisi de bu felaketin mağdurlarından biri oldu.
Ofis günlerce kullanılamadı ve kapalı kaldı.
İçeride bulunan masa, sandalye, oturma grupları, elektronik eşyalar ve büro ekipmanları zarar gördü. Yılların emeği birkaç saat içerisinde çamura teslim oldu.
Felaketin hemen ardından AFAD yetkilileri zarar gören vatandaşların mağduriyetlerinin giderileceğini açıkladı.
O günlerde bu açıklama hepimiz için küçük de olsa bir umut olmuştu.
Ancak sonrasında öğrendik ki yardım herkese değil, sadece belirli kesimlere yapılacakmış.
İşletme sahiplerine ödeme var...
Ama Cemiyetlere yok...
Limited şirketlere yok...
Peki soruyorum;
Aynı sel suyunun bastığı işyerleri arasında nasıl bir ayrım yapılabilir?
Aynı çamurun içine gömülen insanların mağduriyeti arasında ne fark vardır?
Bir dükkânın zarar görmesi mağduriyet sayılıyor da, bir cemiyetin zarar görmesi neden sayılmıyor?
Afetin bile ayrımcılığa uğradığı bir sistemle karşı karşıyayız!
Daha da vahimi, bugün mağdur edilen insanların önemli bir bölümü zaten bu alanlara yönlendirilen kişilerden oluşuyor.
Burada asıl sorulması gereken soru şudur:
Bu çarşıyı insanlara kim gösterdi?
Bu alanları kim tahsis etti?
Bu insanların burada faaliyet göstermesine kim izin verdi?
Ve en önemlisi...
Dere yatağının önüne çekilen setlerin, suyun doğal akışını engelleyen uygulamaların sorumlusu kim?
Yağmur sularının önünü kesip ardından yaşanan felaket karşısında "yardım kriterlerine uymuyorsunuz" demek hangi vicdana sığar?
Önce yanlış planlamalarla insanları riskin içine atacaksınız...
Sonra oluşan zararın sorumluluğunu üstlenmeyeceksiniz...
Yetmeyecek, mağdurlar arasında ayrım yapacaksınız...
Bunun adı sosyal devlet değildir.
Bunun adı adalet değildir.
Bunun adı mağduriyet üretmektir.
Bugün Atatürk AVM Çarşısı'nda zarar gören onlarca insan aynı soruyu soruyor:
"Biz bu ülkenin vatandaşı değil miyiz?"
Afet geldiğinde hepimiz aynı çamurun içinde kaldık.
Ama yardım dağıtılırken birileri birinci sınıf mağdur, birileri ikinci sınıf mağdur ilan edildi.
İşte kabul edilemez olan budur.
Hatay depremin ardından ayağa kalkmaya çalışırken, vatandaşın devletten beklediği şey ayrımcılık değil adalettir.
Çünkü afetin ayrımı olmaz.
Mağduriyetin rengi, siyasi görüşü, tabelası, şirket türü olmaz.
Zarar gören zarar görmüştür.
Devlet de vatandaşına buna göre yaklaşmalıdır.
Çünkü maddi kayıplar zamanla telafi edilir.
Ama adaletsizliğin açtığı yara kolay kolay kapanmaz.