Biz Bu Şehre Ömrümüzü Verdik, Siz Ne Verdiniz?
Hayatını bilime, memlekete ve insana hizmete adamış bir fizikçi; gazeteciliği bir meslek değil, yarı kamu hizmeti olarak gören bir basın mensubuyum. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde fizik yüksek lisansı yapmış, ASELSAN ve HAVELSAN gibi bu ülkenin göz bebeği kurumlarına projeler üretmiş bir kardeşiniz olarak yazıyorum.
Biz fizikçiler, Einstein misali, vitrine değil fikre; giyime değil işe odaklanırız. Bizim derdimiz üstümüzdeki kumaşın markası değil, kafamızın içindeki projelerin bu ülkeye ne katacağıdır.
Bundan iki yıl önce 4 ağır ameliyat ve 40 günlük hastane süreciyle büyük bir ölümcül kaza atlattım. Şükürler olsun ki ayaktayım, ancak o kazanın bedenimde bıraktığı izler benim şerefimdir. Gelir kaynaklarım sınırlı olabilir; gardırobumda onlarca takım elbisem yok, kapımda lüks cipler değil 93 model bir arabam var. Ama ben bu devletin valisini ziyarete giderken de, halkın arasına karışırken de temiz, tertipli ve kendi imkanlarımla, başım dik giderim. Çünkü bilirim ki insan makamın ve rütbenin karşısına kıyafetiyle, devletin karşısına ise ahlakı ve saygısıyla çıkar!
Şimdi kalkmış, hayatında lise diplomasından başka başarısı olmayan, baba parasıyla hava atan birtakım hadsizler beni giyimimle, şeklimle eleştirmeye yelteniyor.
Sizlere soruyorum: Bu ülke için, bu şehir için hanginiz hangi fedakarlığı yaptınız? İlk fırsatta korkakça bu şehri terk edip kaçarken, biz bu şehirde doğmadığımız halde bir saniye bile burayı bırakmadık! Acı çeken insanlara dokunmaya, yaraları sarmaya çalıştık ve hala aynı düsturla davamıza devam ediyoruz.
Beni kıyafetimle yargılamaya kalkan aklı evveller; sizin o parayla satın aldığınız markalar, benim bu ülkeye ve bu şehre yaptığım fedakarlıkların tek bir damlası bile etmez. Aynaya bakın ve bu şehre ne verdiğinizi sorgulayın, ondan sonra haddinizi bilin!