23 Temmuz: Bir Bayrağın Yeniden Yükseldiği Gün
Bazı şehirler vardır; sadece haritalarda bir yer değildir. Bir milletin hafızası, ortak vicdanı ve geleceğe bırakılmış en kıymetli emanetidir. Hatay da böyledir...
23 Temmuz 1939 tarihi bayrağın yeniden gönderde dalgalandığı, bir hasretin sona erdiği, bir milletin eksik kalan hikâyesinin tamamlandığı günün 87'nci yıldönümü.
Hatay'ın anavatana kavuşmasının ilk adımı 5 Temmuz 1938'de atıldı. Tarihin akışını değiştiren o diplomatik zaferin ardından, Hatay Millet Meclisi 29 Haziran 1939'da oy birliğiyle Türkiye'ye katılma kararı aldı. Ve takvimler 23 Temmuz 1939 Pazar gününü gösterdiğinde, saatler 11.40'ı vuruyordu. Antakya Kışlası'nda Fransız bayrağı indirilirken, göndere Türk Bayrağı çekildi. O an, sadece bir bayrağın göndere çekildiği an değildi; 40 asırlık bir hasretin son bulduğu, bir milletin yüreğindeki yaranın kapandığı andı.
Hatay, Türkiye Cumhuriyeti'nin 67'nci ili olmuştu.
Bugün Kurtuluş Caddesi olarak bildiğimiz ve bir zamanlar dünyanın geceleri gündüz gibi aydınlatılan caddesi olarak anılan Herod Caddesi'nin adı da işte o günden beri Kurtuluş Caddesi'dir. Çünkü o cadde yalnızca taşlardan ve binalardan ibaret değildir. O cadde, Hatay'ın özgürlüğe açılan kapısı, anavatanla buluşmasının sessiz şahididir.
Hatay, insanlık tarihinin ilk yerleşim yerlerinden biridir. Binlerce yıldır farklı medeniyetlerin, inançların ve kültürlerin buluştuğu bu kadim şehir; barışın, kardeşliğin ve hoşgörünün adıdır. Türkiye'nin Ortadoğu'ya, Ortadoğu'nun da Anadolu'ya, Akdeniz'e ve Avrupa'ya açılan kapısıdır.
Ancak Hatay'ın hikâyesi yalnızca 23 Temmuz 1939'dan ibaret değildir.
Milli Mücadele'de düşmana karşı ilk kurşun, 19 Aralık 1918'de Dörtyol'da sıkılmıştır. Hataylılar, bağımsızlık meşalesini yakarken, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk de Hatay davasını milli ve kişisel meselesi haline getirmiştir.
15 Mart 1923'te Adana'da kara çarşaflar içerisinde Ayşe Fıtnat adlı bir kadın, Atatürk'ün huzuruna çıkıp, "Bizi de kurtar Paşam!" diye haykırdığında, bu feryat yalnızca bir kadının sesi değildi; Hatay'ın anavatana duyduğu özlemin haykırışıydı.
Ve Atatürk, tarihe geçen o sözü söyledi:
"Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir bırakılamaz."
Hatay meselesini "Benim şahsi meselemdir." diyerek son nefesine kadar takip eden Büyük Önder, ne yazık ki Hatay'ın anavatana kavuştuğunu göremeden ebediyete uğurlandı. Ancak onun emaneti, vefatından sadece bir yıl sonra gerçekleşti. Hatay, 23 Temmuz 1939'da Türkiye Cumhuriyeti'ne katılan son vatan toprağı oldu.
Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer alan Hatay'ın anavatana kavuşması, Cumhuriyetimizin ilanından tam 16 yıl sonra gerçekleşti. Müstakil Hatay Devleti ise yalnızca 10 ay 21 gün yaşadı. Fakat bıraktığı miras, bir milletin diplomasiyle kazandığı en büyük zaferlerden biri olarak tarihe geçti.
Bugün ise Hatay, tarihinin en zor sınavlarından birini vermektedir.
6 Şubat depremlerinde en ağır yıkımı yaşayan şehirlerin başında geldi. Binlerce canını, hatıralarını ve sokaklarını toprağa verdi. Fakat bu şehir, tarih boyunca olduğu gibi yeniden ayağa kalkmasını da bildi. Çünkü Hatay; küllerinden doğmayı bilen kadim bir şehirdir.
Atasının izinden yürümeye devam eden Hatay, yarınlara umutla bakmaktadır.
Habib-i Neccar Camii ile Anadolu'nun ilk camisinin, Aziz Pierre Kilisesi ile Hristiyanlığın ilk hac merkezlerinden birinin aynı şehirde buluştuğu yerdir Hatay. Titus Tüneli'nin mühendislik harikasına, Musa Ağacı'nın asırlara meydan okuyan hikâyesine, Hızır Türbesi'nin manevi iklimine ev sahipliği yapmaktadır. Samandağ'ın 14 kilometrelik kumsalından, Arsuz'un eşsiz sahillerine; Kara Mağara'nın insanlık tarihine ışık tutan izlerinden, Anadolu'nun son Ermeni köyüne kadar birlikte yaşam kültürünün en güzel örneklerini sergilemektedir.
Hatay, sadece geçmişiyle değil, geleceğiyle de Türkiye'nin en kıymetli şehirlerinden biridir.
Bu anlamlı günde, dönemin Hatay Marşı'nda yer alan şu dizeler ise yüreğimizde hâlâ aynı heyecanla yankılanmaktadır:
Antakya İskenderun Türk'ün iki kızıdır,
Bayrağında biri ay, biri de yıldızdır.
Yurttan uzak illerde ağlıyor bu yavrular,
Türk'ün tunçtan bağrında bu en büyük sızıdır.
Bugün o sızı yoktur. Bugün gurur vardır. Bugün şükran vardır. Bugün, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde bir millet olmanın onuru vardır.
23 Temmuz, yalnızca Hatay'ın kurtuluş günü değildir; diplomasiyle kazanılmış bir vatan mücadelesinin, kardeşliğin ve birlik ruhunun zaferidir.
Bu vesileyle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, İsmet İnönü'yü, Hatay Devleti Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen'i, Hatay Millet Meclisi üyelerini ve Hatay'ın anavatana kavuşmasında emeği geçen tüm devlet adamlarını rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.
Ve inanıyoruz ki; nice medeniyetlere ev sahipliği yapan bu kadim şehir, dün olduğu gibi bugün de yarınlarını umutla inşa edecektir.
Ne mutlu Hatay'a...
Ne mutlu bu topraklara sahip çıkanlara...
Ve ne mutlu, "Hatay benim şahsi meselemdir" diyerek bu kutlu davayı milletine emanet edenlere...