Hafızasız Hayata Atılan İmza: Mithat Zeybek
Bugün bir basın toplantısında, salonun ışıkları altında herkes konuşmacıya odaklanmışken, benim gözüm başka bir noktaya takıldı. Köşede, elinde yılların yorgunluğunu taşıyan ama bir o kadar da diri duran makinesiyle, 1947 doğumlu bir dev duruyordu: Mithat Zeybek.
Hani derler ya "eskiler başka" diye; Mithat Abi o sözün ete kemiğe bürünmüş hali. 77 yaşın verdiği o vakur duruşuyla, hala en iyi kareyi yakalamak için gençlere taş çıkartan bir enerjiyle sahalarda. Bizim "an" deyip geçtiğimiz, hayatın o hızlı ve bazen acımasız akışında unutup gittiğimiz ne varsa, o makinesinin vizöründen bakıp ölümsüzleştiriyor.
Fotoğraf: Unutuşa Karşı Bir Direniş
Aslında Mithat Zeybek’in yaptığı sadece bir meslek değil, bir hafıza bekçiliği. Hayat, doğası gereği hafızasızdır. Dün ne olduğunu çabuk unutur, bugünün telaşına düşeriz. İşte tam bu noktada bir fotoğraf karesi girer devreye. Mithat Abi’nin çektiği o kareler, sadece birer görüntü değil; bir dönemin ruhu, bir şehrin kokusu, bir insanın en saf halidir.
O, "hayat hafızasına" inat, deklanşöre her bastığında geleceğe bir not bırakıyor. Onun vizörü, sadece ışığı değil, emeği ve yaşanmışlığı da süzüyor.
Emekçi Bir Çınar
Genç meslektaşlarına örnek olacak cinsten bir disiplinle, elini öptüğümüz o usta parmaklar hala en net kareyi yakalamak için titizlikle çalışıyor. Basın dünyasının o gürültülü, koşturmacalı koridorlarında Mithat Zeybek ismi, sadece bir fotoğrafçı ismini değil; sadakati, sabrı ve zanaata duyulan aşkı temsil ediyor.
Bugün o eli öperken sadece bir büyüğüme hürmet etmedim; aynı zamanda dökülen her damla alın terine, dondurulan her kıymetli saniyeye ve bu mesleğin onuruna selam durdum.
İyi ki varsın Mithat Abi. Sen o deklanşöre bastıkça, hayat ne kadar hafızasız olursa olsun, biz hep hatırlayacağız.