Heykeli Dikilecek İnsanlar Vardır
Bazı insanlar vardır; yaşadıkları şehri sadece sevmez, ona ömürlerini adarlar. Onların hikâyesi, yaşadıkları kentin hikâyesiyle iç içe geçer. Hayatları, doğdukları toprağın hafızasına dönüşür. İşte Yılmaz Özfırat, benim için tam da böyle bir isimdir.
Hatay denildiğinde akla sadece bir eğitimci ya da sanat insanı gelmez. Akla; barışın, kardeşliğin ve birlikte yaşama kültürünün en güçlü savunucularından biri gelir.
2007 yılında Turizm Haftası etkinlikleri kapsamında kurulan Medeniyetler Korosu'nun fikir öncüsü ve proje babasıydı. Din adamlarından öğretmenlere, avukatlardan ev hanımlarına kadar farklı inançlardan ve farklı mesleklerden gönüllü insanları aynı sahnede buluşturmak, o gün için birçok kişiye hayal gibi geliyordu.
Ama Yılmaz Hoca, o hayali gerçeğe dönüştürdü.
Medeniyetler Korosu sadece şarkılar söyleyen bir topluluk olmadı; Hatay'ın yüzyıllardır yaşattığı birlikte yaşama kültürünün sesi oldu. Dünyanın dört bir yanında sahne aldı. Her konserin sonunda aynı daveti yaptı:
"Hatay'a gelin... Bir arada yaşama kültürünü yerinde görün."
Bu cümle, onun ömrü boyunca taşıdığı en büyük misyondu.
Çünkü Yılmaz Özfırat için Hatay sadece doğduğu şehir değildi. Hatay, anlatılması gereken bir medeniyet hikâyesiydi.
Sonra 6 Şubat geldi...
Asrın felaketi...
Saatlerce enkaz altında kaldı.
Belki birçok insan böyle bir acının ardından başka bir şehirde yeni bir hayat kurmayı seçerdi. Ama o, enkazdan çıktıktan sonra kendisi için değil, memleketi için düşündü.
"Hatay için ne yapabilirim?"
İşte gerçek memleket sevdası budur.
Antakya'yı terk etmedi.
Depremin hemen ardından katıldığı televizyon programında gözyaşları içinde anlattıkları, yalnızca Hatay'ın değil, bütün Türkiye'nin yüreğine dokundu. O gün ekran başındaki milyonlar, onun gözyaşlarında sadece bir insanın acısını değil, yıkılmış bir şehrin feryadını izledi.
Yılmaz Özfırat, o gün Hatay'ın sesi oldu.
Sonrasında çıktığı her konserde de aynı görevi sürdürdü. Gittiği her şehirde yıkılan evleri, kaybedilen canları, eksilen hayatları ve yeniden ayağa kalkmaya çalışan Hatay'ı anlattı.
Salonlardaki insanlar çoğu zaman gözyaşlarını tutamadı.
Çünkü konuşan sadece bir koro şefi değildi.
Konuşan, acıyı iliklerine kadar yaşamış bir Hataylıydı.
Belki de taşıdığı o büyük yük, zamanla bedenini de yordu.
Mide kanseri teşhisi konuldu.
Fakat onu yakından tanıyan herkes bilir...
Ne zaman sağlık durumu sorulsa, yüzünde o mütevazı tebessüm belirir ve aynı cümleyi söylerdi:
"Bunu da yeneceğiz."
İşte insanı büyük yapan makamlar değildir.
İnsanı büyük yapan, umudunu kaybetmeden başkalarına umut olabilmesidir.
Yılmaz Hoca hastalığına rağmen sahneden inmedi.
Korosunun başında olmaya, konserler vermeye, insanlara umut aşılamaya devam etti.
Çünkü biliyordu ki bazen bir türkü, en güçlü ilaçtır.
Bugün onun için edilen her dua aslında Hatay için edilen bir duadır.
Çünkü Yılmaz Özfırat yalnızca bir isim değildir.
O, Hatay'ın barışıdır.
Hatay'ın kardeşliğidir.
Hatay'ın kültürüdür.
Hatay'ın direncidir.
Toplumlar, kendilerini yaşatan insanlara vefa gösterdikleri sürece büyürler. Yol yapanlar önemlidir, bina yapanlar değerlidir; ama gönüller arasında köprü kuranlar çok daha kıymetlidir. Yılmaz Özfırat da işte o insanlardan biridir.
Ben bu şehrin bir evladı olarak şuna inanıyorum:
Her kentin heykeli dikilecek insanları vardır.
Çünkü heykeller sadece taştan yapılmaz.
Heykeller, insanların yüreğinde yükselir.
Ve Hatay'ın yüreğinde çoktan yerini almış bir isim varsa, o isimlerden biri hiç kuşkusuz Yılmaz Özfırat'tır.
Dileğim odur ki, yıllarca insanlara umut veren bu güzel insan her daim sahnelerde olsun ve o hiç değişmeyen çağrısını yeniden bütün dünyaya haykırsın:
"Hatay'a gelin... Bir arada yaşama kültürünü yerinde görün."
Çünkü Hatay'ın Yılmaz Hoca'ya, Yılmaz Hoca'nın da Hatay'a anlatacağı daha çok hikâye var.
Ve evet...
Sen heykeli dikilecek bir insansın Yılmaz Hocam.