Hatay Mahalli Haber
MENÜ
Mithat KALAYCIOĞLU
Mithat KALAYCIOĞLU
mikamithat58@hotmail.com
Paylaş Paylaş Paylaş Yazı 63 defa okundu.

Hatay’ın Iklimi Değişiyor!

Yeşilin, suyun ve ormanların kenti alarm veriyor, Hatay’ın yemyeşil doğası, Asi Nehri’nin bereketi, Amanosların ormanları ve Akdeniz’in kıyılarıyla şekillenen iklimi son yıllarda ağır bir değişim sürecinden geçiyor. Orman yangınları, sel ve taşkınlar, kuraklık, su kaynaklarındaki gerileme ve aşırı sıcaklıklar kentin doğasına yeni bir tablo çiziyor. 6 Şubat depreminin ardından yeniden ayağa kalkmaya çalışan Hatay, şimdi bir başka büyük sınavla; iklim değişikliğiyle karşı karşıya.  Hatay… Bir zamanlar yağmurun bereketiyle toprağın canlandığı, Amanosların yeşiliyle göz kamaştıran, Asi Nehri’nin çevresindeki tarım alanlarıyla hayat bulan, denizi, ormanı, ovası ve dağları aynı coğrafyada buluşturan bir kentti. Bugün ise Hatay’ın doğası, geçmişten farklı bir tabloyu gözler önüne seriyor. Bir yıl gökyüzünden gelen suyun fazlasıyla mücadele edilirken, başka bir yıl aynı toprak susuzlukla karşı karşıya kalıyor. Yaz aylarında kavurucu sıcaklar etkisini artırırken, ormanlar yangın tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. Ardından kısa sürede düşen yoğun yağışlar taşkınlara neden olabiliyor. Hatay’ın iklimi artık daha sert, daha değişken ve daha kırılgan bir tablo ortaya koyuyor.  BİR ZAMANLARIN YEŞİL HATAY’I Hatay’ın iklimini anlamak için yalnızca bugünün rakamlarına bakmak yeterli değil. Amanos Dağları’nın ormanları, Samandağ’ın kıyıları, Defne’nin yeşil dokusu, Arsuz’un doğal alanları, Dörtyol ve Payas’ın ormanları, Hassa ve Kırıkhan’ın tarım alanları, Amik Ovası’nın bereketi Hatay’ın doğal zenginliğini oluşturuyordu. Ancak son yıllarda bu doğal yapı birbiri ardına gelen afetlerle ağır baskı altında. Orman yangınları ağaçları yok ederken, seller toprağı ve altyapıyı tehdit ediyor. Kuraklık tarımsal üretimi zorlarken, aşırı sıcaklar hem insan sağlığını hem de su kaynaklarını etkiliyor. Bu tablo, iklim değişikliğinin Hatay açısından artık uzak bir gelecek meselesi olmadığını gösteriyor.  YANGINLAR HATAY’IN YEŞİLİNİ VURDU Hatay, son yıllarda peş peşe orman yangınlarıyla da mücadele etti. 2020, 2021 ve 2022 yıllarında farklı ilçelerde orman yangınları yaşandı. 2025 yazında ise Antakya, Dörtyol ve Hassa başta olmak üzere geniş alanları etkileyen yangınlar, tehlikenin boyutunu yeniden ortaya koydu. 30 Haziran 2025’te Antakya’da başlayan yangında kuvvetli ve yön değiştiren rüzgarlar alevlerin yayılmasını zorlaştırdı; Karaali, Oğlakören ve Üçgedik çevresinde çok sayıda hane tahliye edildi. 2025 yılında Hatay’da çıkan yangınlarda zarar gören yaklaşık 3 bin 300 hektarlık alanın yeniden ağaçlandırılması için yaklaşık 3 milyon fidanın toprakla buluşturulması planlandı. Ancak bir ormanın yeniden yeşermesi, yalnızca fidan dikmek kadar kolay değil. Bir ağacın büyümesi yıllar alıyor. Bir ormanın oluşması ise nesiller sürüyor. Alevler birkaç saat içinde yok ediyor, doğa yıllarca yeniden kurmaya çalışıyor. YAĞMUR DA DEĞİŞTİ, KURAKLIK DA Hatay’ın iklimindeki en dikkat çekici değişimlerden biri de yağış rejiminde görülüyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün resmi verilerine göre Hatay’da uzun yıllar boyunca özellikle kış aylarında önemli miktarda yağış alınırken, yaz aylarında yağış miktarı oldukça düşük seyrediyor. Hatay’da uzun yıllar ortalama sıcaklık 1940-2025 döneminde ölçülürken, kentte geçmişte 45,2 dereceye kadar çıkan sıcaklık kaydedildi. Ancak asıl dikkat çekici tablo 2025 su yılında ortaya çıktı. Türkiye genelinde yağışların önemli ölçüde azalmasının yanı sıra Hatay, normaline göre yağışın en fazla azaldığı illerden biri oldu. 2025 su yılında Hatay’da yağışlar normaline göre yüzde 66 azaldı ve kentte son 65 yılın en düşük su yılı yağışı kaydedildi. Asi Havzası da son 65 yılın en düşük yağışlarından birini yaşadı; havzada yağışlı gün sayısı normaline göre yüzde 44 azaldı. Bu rakam yalnızca bir meteoroloji istatistiği değil. Bu; daha az su, Daha fazla sulama ihtiyacı, Daha fazla kuruma riski, Daha fazla yangın tehlikesi Ve tarım için daha büyük belirsizlik anlamına geliyor.  KARAÇAY BARAJI’NDAKİ DÜŞÜŞ ALARM VERDİ Kuraklığın etkisi su kaynaklarında da açık şekilde görüldü. Hatay’da 2025 yılında yaşanan kuraklık nedeniyle Antakya, Defne ve Samandağ’ın içme suyu kaynaklarından biri olan Karaçay Barajı’nın doluluk oranı yüzde 6’ya kadar geriledi. 2026 yılının ocak ve şubat aylarında etkili olan yağışların ardından barajın doluluk oranı yeniden yükseldi ve mart ayı başında yüzde 80 seviyesine ulaştı. Bu gelişme sevindirici olsa da Hatay’ın su konusunda ne kadar kırılgan bir noktaya geldiğini de gösterdi. Çünkü mesele yalnızca bir barajın dolması değil. Mesele, önümüzdeki yıllarda yağışın ne zaman geleceği ve ne kadar süreceğinin giderek daha fazla belirsizlik taşımasıdır.  BİR YIL SEL, BİR YIL KURAKLIK İklim değişikliğinin en önemli özelliklerinden biri, yalnızca "daha sıcak hava" anlamına gelmemesi. Uzmanların ve resmi iklim politikası belgelerinin ortaya koyduğu tablo; kuraklık ile aşırı yağışların aynı bölgede farklı dönemlerde daha büyük risk oluşturabileceğine işaret ediyor. Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı'nda Hatay, şiddetli yağış riski yüksek ve çok yüksek iller arasında değerlendiriliyor. Hatay’ın nüfus yoğunluğu açısından şiddetli yağışlara maruziyeti de çok yüksek seviyede gösteriliyor. Bu nedenle Hatay için mesele yalnızca kuraklık değildir. Hem susuzluk hem sel riski aynı anda düşünülmelidir. Çünkü kuruyan toprak, yok olan orman örtüsü ve betonlaşan yüzeyler, yoğun yağış geldiğinde suyun toprağa süzülmesini de zorlaştırabilir. Böylece yağmurun kendisi değil, yağışın zamansız, kısa sürede ve yoğun şekilde düşmesi sorun haline gelebilir. 6 ŞUBAT DEPREMİNDEN SONRA DOĞA DA YARALI Hatay’ın iklim hikayesini 6 Şubat 2023 depremlerinden ayrı düşünmek de mümkün değil. Deprem yalnızca binaları yıkmadı. Kentteki doğal ve kentsel dengeleri de sarstı. Yıkılan yapıların kaldırılması, hafriyat çalışmaları, yeni yerleşim alanlarının oluşturulması, yolların ve altyapının yeniden yapılması, artan yapılaşma baskısı ve doğal alanların korunması gibi başlıklar Hatay’ın geleceği açısından büyük önem taşıyor. Depremden çıkmaya çalışan kent bir taraftan yeniden kurulurken, diğer taraftan iklim değişikliğine karşı daha dirençli bir Hatay’ın kurulması gerekiyor. Çünkü aynı kenti yalnızca yeniden inşa etmek yetmez. Kenti geleceğin sıcaklığına, kuraklığına, seline ve yangınına da hazırlamak gerekiyor.  AKDENİZ HAVZASI ISINIYOR Hatay’ın yaşadığı değişim yalnızca kente özgü değil. Hatay’ın da içerisinde bulunduğu Akdeniz Havzası, iklim değişikliğinin etkilerine karşı dünyanın hassas bölgelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Türkiye'nin resmi iklim belgelerinde Akdeniz Havzası’nda sıcaklık artışlarının küresel ortalamanın üzerinde seyrettiği, kuraklık ve aşırı yağış gibi tehlikelerin sıklığı ve şiddetinde artış görüldüğü belirtiliyor. Gelecekte sıcak hava dalgaları başta olmak üzere iklim kaynaklı tehlikelerin daha sık ve daha şiddetli yaşanabileceği öngörülüyor. Bu nedenle Hatay’da yaşananları yalnızca münferit olaylar olarak değerlendirmek yerine daha geniş Akdeniz iklim sistemi içerisinde ele almak gerekiyor.  2026’DA SICAKLIK TABLOSU NE SÖYLÜYOR? 2026 yılı verileri de iklimin tekdüze ilerlemediğini, dönemsel farklılıkların yaşandığını gösteriyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün Haziran 2026 değerlendirmesinde Antakya çevresinde ortalama sıcaklıkların mevsim normallerinin altında, Samandağ çevresinde ise normallerin üzerinde gerçekleştiği bildirildi. Aynı değerlendirmede Akdeniz Bölgesi'nin Haziran ayı ortalama sıcaklığının uzun yıllar ortalamasının üzerinde olduğu belirtildi. Bu durum önemli bir gerçeği hatırlatıyor: İklim değişikliği, her günün bir önceki günden daha sıcak olması demek değil. Asıl mesele, uzun dönemli ortalamaların değişmesi, aşırı olayların daha büyük risk oluşturması ve doğanın alışılmış düzeninin bozulmasıdır.  TARIM DA BU DEĞİŞİMDEN PAYINI ALIYOR Hatay denildiğinde akla yalnızca tarih ve kültür gelmiyor. Hatay aynı zamanda tarım demek. Zeytin, narenciye, sebze, meyve ve çok sayıda tarımsal ürün kent ekonomisinin önemli parçalarını oluşturuyor. Ancak tarımın geleceği doğrudan suya ve sıcaklık koşullarına bağlı. Yağışın azalması sulama ihtiyacını artırıyor. Aşırı sıcaklar bitkilerin gelişimini etkileyebiliyor. Kuraklık toprağın nemini azaltıyor. Ani ve şiddetli yağışlar ise toprağın ve ürünlerin zarar görmesine yol açabiliyor. Dolayısıyla iklim değişikliği Hatay için yalnızca çevre sorunu değil; aynı zamanda tarım, ekonomi, gıda güvenliği ve geçim meselesidir. DENİZ DE ISINIYOR, KIYILAR DA DEĞİŞİYOR Hatay’ın iklim geleceği yalnızca dağlarda ve ovalarda yazılmıyor.  Samandağ’dan Arsuz’a, Payas’tan Dörtyol’a kadar uzanan kıyı şeridi de iklim değişikliğinin etkileri açısından önem taşıyor. Deniz sıcaklıklarındaki değişimler, kıyı ekosistemleri, balıkçılık, deniz canlıları ve kıyıdaki yaşam üzerinde baskı oluşturabilir. Buna bir de deniz kirliliği, plastik atıklar, kıyı yapılaşması ve doğal alanların tahribi eklendiğinde Hatay’ın kıyıları açısından çok boyutlu bir çevre sorunu ortaya çıkıyor.  YANGIN RİSKİ ARTARKEN ORMANI KORUMAK İklim değişikliğinin orman yangınları üzerindeki etkisi de Hatay açısından özel önem taşıyor. Kurak ve sıcak dönemlerin uzaması, bitki örtüsündeki nemin azalması ve rüzgarlı hava koşulları yangınların yayılma riskini artırabiliyor. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Her orman yangınının nedeni iklim değişikliği değildir. Yangının çıkışında insan kaynaklı ihmaller, kasıt, elektrik hatları, tarımsal faaliyetler ve diğer nedenler de rol oynayabilir. Fakat sıcak, kurak ve rüzgarlı hava koşulları yangınların büyümesi ve kontrol edilmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle Hatay’da ormanları korumak artık yalnızca yangın çıktığında mücadele etmekten ibaret olmamalı. Yangın çıkmadan önce ormanı korumak gerekiyor.  HATAY’IN GELECEĞİ BUGÜNDEN KURULMALI Hatay’ın önünde çok büyük bir yeniden yapılanma süreci var. Bu süreç, iklim değişikliğine uyum için de tarihi bir fırsat olabilir. Yeni yerleşim alanlarında; daha fazla yeşil alan, yağmur suyunun toplanması ve yeniden kullanılması, geçirgen zeminlerin artırılması, dere yataklarının korunması, taşkın risk haritalarının dikkate alınması, yangın riskine göre yeşil kuşakların oluşturulması, kuraklığa dayanıklı bitki türlerinin kullanılması, su tasarruflu peyzaj uygulamaları, enerji verimli yapılar, gölgeleme alanları ve kent içi ağaçlandırma gibi uygulamalar artık bir tercih değil, geleceğin zorunlulukları arasında görülmeli. Çünkü Hatay’ı yeniden kurarken eski iklimin var olduğunu varsayarak yeni bir şehir kurmak, geleceğin risklerini bugünden büyütmek anlamına gelebilir.  İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE KARŞI YEREL ÇÖZÜMLER 2026 yılında Hatay, Kahramanmaraş ve Adıyaman’da iklim kaynaklı afet riski yüksek köylerde yağmur suyu hasadı, kuraklığa dayanıklı tarım ve afetlere hazırlık çalışmaları yürütülmesi de yerel uyumun önemini ortaya koyuyor. Bu tür çalışmaların daha geniş bir alana yayılması Hatay açısından önem taşıyor. Çünkü iklim değişikliğiyle mücadele yalnızca devlet kurumlarının ya da belediyelerin görevi değil. Çiftçiden sanayiciye, öğrenciden gazeteciye, mahalle sakininden kamu çalışanına kadar herkesin içinde olduğu bir toplumsal hazırlık gerekiyor. BİR ŞEHRİN HAFIZASI, AĞAÇLARIN GÖLGESİNDE SAKLI Hatay’ın iklim değişikliğini konuşurken aslında yalnızca meteorolojik verileri konuşmuyoruz. Bir şehrin hafızasını konuşuyoruz. Antakya’nın sıcak yazlarında insanların ağaçların gölgesinde oturduğu sokakları… Defne’nin yeşilini… Amanosların ormanlarını… Samandağ’ın rüzgarını… Amik Ovası’nın bereketini… Asi Nehri’nin kıyısındaki yaşamı… Çocukların altında oynadığı ağaçları… Yağmur yağdığında toprağın kokusunu… Ve bütün bunların gelecekte çocuklarımız için de aynı şekilde var olup olmayacağını konuşuyoruz. Çünkü iklim değişikliği yalnızca termometredeki rakam değildir. İklim değişikliği, kaybettiğimiz bir ormanın gölgesidir. Kuruyan bir su kaynağıdır. Yağmur bekleyen çiftçinin gözüdür. Yangın sırasında evini terk etmek zorunda kalan ailenin korkusudur. Aşırı sıcaklarda nefes almakta zorlanan yaşlı bir insanın çaresizliğidir. Ve belki de en önemlisi; gelecek kuşaklara nasıl bir Hatay bırakacağımız sorusudur.  HATAY İÇİN ARTIK ZAMAN KAYBETMEDEN… Hatay, 6 Şubat depreminin ardından yeniden ayağa kalkmaya çalışıyor. Ancak yeniden yapılanma yalnızca binaların yükselmesi anlamına gelmemeli. Yeni Hatay; depreme dayanıklı, sel riskine karşı dirençli, yangınlara hazırlıklı, su kaynaklarını koruyan, yeşil alanlarını artıran, tarım topraklarını koruyan, kıyılarını kollayan ve iklim değişikliğine uyum sağlayan bir kent olmak zorunda. Çünkü bugün dikilen bir fidan, yarının gölgesidir. Bugün korunan bir su kaynağı, yarının hayatıdır.  Bugün korunacak bir orman, yarının nefesidir. Ve bugün alınacak doğru kararlar, çocuklarımızın yarın yaşayacağı Hatay’ın kaderini belirleyecektir. Hatay çok büyük acılar yaşadı. Şimdi bu kadim kentin doğasının da sessizce kaybolmasına izin vermemek gerekiyor. Depremden sonra yeniden ayağa kaldıracağımız Hatay’ın yalnızca taşını, toprağını ve binalarını değil; iklimini, suyunu, ormanını, tarımını ve doğal yaşamını da korumak zorundayız. Çünkü Hatay’ın geleceği sadece betonla değil, yeşille, suyla, toprakla ve doğayla kurulacak.