Gazeteci Kemal Öztürk'ün televizyon ekranında kullandığı “Bu Nusayrilerin hepsini katletseler yeridir diyesiniz geliyor” cümlesini yalnızca Suriye'de yaşananların içine sıkıştırıp geçemeyiz. Cümlenin devamını da biliyoruz, hangi tartışma içerisinde söylendiğini de. Fakat hiçbir bağlam “Nusayrilerin hepsi” ile “katletmek” kelimelerinin aynı cümlede yan yana getirilmesini masumlaştırmaz. Çünkü “Nusayrî” dediğinizde yalnızca Suriye'de yaşayan insanlardan söz etmiyorsunuz; Hatay'da, Adana'da, Mersin'de yaşayan, bu ülkenin yurttaşı olan yüz binlerce insanın kimliğinin adını söylüyorsunuz. Televizyon ekranındaki kelimelerin sınır kapısı yoktur. Sonradan “Ben onları kastetmedim” demek de meseleyi çözmez. Çünkü kullandığınız kelime bir örgütün, ordunun veya siyasi hareketin adı değildir. Nusayrîlik bir inanç kimliğidir.

“Nusayrî” Hatay'da Bir Haber Başlığı Değildir
Ankara'dan veya İstanbul'dan bakınca Nusayrî kelimesi belki Suriye haberlerinde duyulan uzak bir kavram gibi görünebilir. Hatay'da öyle değildir. Burada Nusayrî dediğiniz insan komşunuzdur, esnafınızdır, öğretmeninizdir, doktorunuzdur, arkadaşınızdır, çocuğunuzun sınıf arkadaşıdır. Samandağ'dadır, Defne'dedir, Antakya'dadır, Arsuz'dadır, İskenderun'dadır. Aynı toplumsal ve kültürel damar Adana'ya, Mersin'e ve bütün Doğu Akdeniz'e uzanır. Bu insanlar televizyon programlarında Suriye tartışılmaya başlandığı gün ortaya çıkmadılar. Yüzyıllardır bu coğrafyanın içindeler. Dolayısıyla ulusal bir televizyon ekranında “Nusayrilerin hepsi” diye başlayan bir ölüm cümlesi kurulduğunda, bunun Türkiye'deki karşılığını görmezden gelemezsiniz.
Bu insanların evleri var, çocukları var, mezarlıkları var, bayramları var, ziyaretleri var, aile hafızaları var. Arapça konuşanları var, Türkçe konuşanları var, ikisini birlikte yaşatanları var. Siyasetle ilgilenenleri var, ilgilenmeyenleri var. Sağcısı var, solcusu var, muhafazakârı var, seküleri var. Tıpkı Türkiye'nin geri kalanı gibi milyonlarca farklı insan hikâyesi var. Bütün bunları silip insanların üzerine tek bir “Nusayrî” etiketi yapıştırdığınızda ve ardından “hepsi” dediğinizde artık insanlardan değil, kendi zihninizde oluşturduğunuz bir kategoriden söz etmeye başlarsınız. Tehlike de tam burada başlar.
Biz Sizin Haber Bülteninizde Keşfedilmedik
Hatay, Adana ve Mersin'in Arap Alevileri dün ortaya çıkmadı. Bir televizyon programında “Nusayrî” kelimesi telaffuz edildiği gün de doğmadılar. Kuşaklar boyunca aynı köylerde, mahallelerde ve şehirlerde yaşadılar. Toprağı işlediler, dükkân açtılar, çocuklarını okuttular, askere gittiler, vergi verdiler, sanat yaptılar, siyaset yaptılar, bu ülkenin acısını da sevincini de herkesle birlikte yaşadılar. 6 Şubat'ta aynı betonun altında kaldılar, aynı yakınlarını kaybettiler, aynı şehirleri yeniden ayağa kaldırmaya çalıştılar. Şimdi birilerinin onların yüzyıllardır taşıdığı kimliğin adını televizyon ekranında “katletmek” fiiliyle yan yana getirmesine sessiz kalmalarını beklemek büyük haksızlıktır.
Burada özellikle altını çizmek gereken mesele şudur: Nusayrîlik suç değildir. Arap Aleviliği suç değildir. Bir insanın ailesinden aldığı inanç kimliği hakkında hazırlanmış bir iddianame değildir. Hatay'da doğmuş Nusayrî bir çocuk dünyaya geldiği anda herhangi bir devletin, partinin, ordunun veya siyasi liderin hesabını üstlenmez. Adana'daki Arap Alevi esnaf size siyasi sadakat belgesi göstermek zorunda değildir. Mersin'deki Nusayrî genç yaşam hakkını savunmadan önce hangi siyasi görüşte olduğunu açıklamak zorunda değildir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak için hiç kimse mezhebinden dolayı ikinci bir sınava tabi tutulamaz.
En Tehlikeli Kelime: “Hepsi”
Kemal Öztürk'ün cümlesinde beni “katletmek” kadar rahatsız eden başka bir kelime var: “Hepsi.” Çünkü “hepsi” dediğiniz anda insanların arasındaki bütün farklılıkları ortadan kaldırıyorsunuz. Suçluyla masumu, yaşlıyla çocuğu, siyasetçiyle işçiyi, iktidar yanlısıyla muhalifi aynı torbaya atıyorsunuz. Bir insanın adını, yüzünü, hikâyesini ve bireyselliğini siliyor, geriye yalnızca mezhep etiketini bırakıyorsunuz.
Tarih boyunca toplumsal nefretin dili tam olarak böyle kurulmuştur. İnsanlar önce isimlerinden çıkarılır, sonra bir grubun içine sıkıştırılır. Ardından “onlar” denir, “bunlar” denir ve en sonunda “hepsi” denmeye başlanır. İşte o noktadan sonra tek tek insanlara yapılması vicdanen mümkün görünmeyen şeyler, soyut bir topluluğa karşı söylenebilir hale gelir. Bu yüzden gazetecinin sorumluluğu sokakta öfkeyle konuşan bir insanın sorumluluğundan daha büyüktür. Gazetecilik, öfkeyi milyonlara taşımak değil; tam tersine suçluyla masumu, devletle toplumu, siyasi yapıyla inancı birbirinden ayırabilme mesleğidir.
Samandağ'daki Bir Anne Bu Cümleden Ne Anlamalı?
Şimdi meseleyi Ankara'daki televizyon stüdyosundan çıkarıp Hatay'a getirelim. Samandağ'da televizyon karşısında oturan Nusayrî bir anne bu cümleyi duyduğunda ne anlamalı? Defne'deki bir genç ne anlamalı? Arsuz'daki bir esnaf, Antakya'daki bir öğrenci, İskenderun'daki bir işçi ne anlamalı? Adana'daki Arap Alevi aile veya Mersin'deki Nusayrî yurttaş ne anlamalı? Onlara sonradan “Sizi kastetmedim” demek yeterli midir?
Hayır. Çünkü o zaman sorulması gereken çok basit bir soru ortaya çıkar: Madem onları kastetmediniz, neden “Nusayrî” dediniz? Bir suçludan söz ediyorsanız suçlu deyin. Bir katilden söz ediyorsanız katil deyin. Bir silahlı yapıdan söz ediyorsanız adını söyleyin. Bir askerî birlikten söz ediyorsanız birliğin adını verin. Bir siyasi hareketi eleştiriyorsanız siyasi hareketin adını söyleyin. Gazetecilik budur. Failin adını silip yerine onun mezhebini yazmak gazetecilik değildir.
Nusayrîliği Tanımadan Nusayrîler Hakkında Hüküm Vermeyin
Nusayrîlik birkaç televizyon klişesine sığdırılabilecek bir kimlik değildir. Yüzyıllara uzanan bir tarih, kendine özgü dini metinler, tevil gelenekleri, bayramlar, ziyaretler, dualar, semboller ve toplumsal hafıza söz konusudur. Bu geleneğin teolojisini eleştirebilirsiniz, tarihini tartışabilirsiniz, herhangi bir öğretisini reddedebilirsiniz. Bunların hepsi fikir özgürlüğünün alanındadır. Fakat bir inanç topluluğunun varlığını siyasi suç kategorisine çeviremezsiniz.
Türkiye'de Nusayrîlerin sürekli başka ülkelerde meydana gelen gelişmeler üzerinden tanımlanması da artık sorgulanmalıdır. Hatay'ın Arap Alevisinin kendi hikâyesi vardır. Adana'nın kendi hikâyesi vardır. Mersin'in kendi hikâyesi vardır. Bu insanları sürekli başka ülkelerdeki siyasi aktörlerin uzantısı gibi görmek, onları tanımamak demektir. Belki de artık Nusayrîler hakkında konuşmadan önce Nusayrîleri dinlemek gerekiyor.
Bu Topraklarda Misafir Değiliz
Hatay'ın Nusayrîsi misafir değildir. Adana'nın Arap Alevisi misafir değildir. Mersin'in Nusayrîsi misafir değildir. Bu ülkenin yurttaşıdır. Kimliğini size açıklamak, inancını savunmak veya dünyanın başka bir köşesindeki birilerinin yaptıklarından kendisini temize çıkarmak zorunda değildir. Hiç kimsenin de ona “Sen onlardan mısın?” diye hesap sorma hakkı yoktur.
Bu nedenle Kemal Öztürk'ün sözleri üzerinden tartışılması gereken mesele yalnızca bir gazetecinin kullandığı ağır bir cümle değildir. Daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız: Türkiye'de “Nusayrî” kelimesinin neden hâlâ bazı zihinlerde bir inanç kimliğinden önce siyasi şüphe çağrıştırdığı, Hatay, Adana ve Mersin'deki Arap Alevilerinin neden kendileriyle hiçbir ilgisi olmayan gelişmeler karşısında sürekli açıklama yapmak zorunda bırakıldığı ve bütün bunların sonunda “Nusayrilerin hepsi” gibi korkunç bir genellemenin televizyon ekranında kurulabilir hale gelmesidir.
Kemal Öztürk'e Hatay'dan Bir Cümle
Kim suçluysa adını söyleyin. Kim katilse katil deyin. Kim zulmetmişse onun hesabını sorun. Fakat suçlunun adını söylemek yerine milyonlarca insanın inancının adını söylemeyin.
Çünkü Nusayrî dediğiniz bir rejim değildir, bir örgüt değildir, bir siyasi parti değildir. Nusayrî dediğiniz insandır. Hatay'da komşunuzdur, Adana'da yurttaşınızdır, Mersin'de çocuğunuzla aynı okulda okuyan öğrencidir.
Ve belki de en önemlisi şudur: Biz bu topraklarda sizin bizi fark ettiğiniz günden beri yaşamıyoruz. Biz buradaydık. Dedelerimiz buradaydı. Mezarlıklarımız burada. Evlerimiz burada. Hatıralarımız burada. Çocuklarımız burada.
Bu yüzden “Nusayrilerin hepsi” diye başlayan bir cümle kurmadan önce artık iki kere değil, yüz kere düşünün.
Çünkü sizin ekranda birkaç saniyede söylediğiniz bir kelime, Hatay'da, Adana'da ve Mersin'de insanların yüzyıllardır taşıdığı kimliğin üzerine düşüyor.
Ve hiç kimsenin kimliğini “katletmek” fiilinin yanına yazma hakkınız yok.
Onur ELATAŞ
SAMANDAĞ
05324591256