1 Eylül Dünya Barış Günü, İskenderun Emek ve Demokrasi Platformu’nun düzenlediği kitlesel buluşma ve basın açıklamasıyla kutlandı.

Palmiye Eczanesi karşısında düzenlenen etkinlikte sivil toplum örgütleri, meslek odaları ve siyasi parti temsilcileri bir araya geldi. Savaşa, sömürüye, eşitsizliğe ve adaletsizliğe karşı mesajların verildiği buluşmada, platform adına hazırlanan basın açıklamasını İnsan Hakları Derneği (İHD) İskenderun Şube Eş Başkanı Ayten Kılınç okudu.
Konuşmaların ardından barışı simgeleyen renkli balonlar gökyüzüne bırakılırken, alanda barış ve kardeşlik üzerine şiirler seslendirildi. Etkinlik, zılgıtlar ve halaylarla sona erdi.
“BARIŞI KALICI KILMAK, DEMOKRASİYİ VE İNSAN HAKLARINI GÜVENCE ALTINA ALMAKTIR”
Emek ve Demokrasi Platformu adına yapılan açıklamada, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün dünyanın farklı bölgelerinde savaş, işgal, zorunlu göç, ayrımcılık ve ağır insan hakları ihlallerinin sürdüğü bir dönemde karşılandığı belirtildi.
Gazze, İran ve Suriye’de yaşanan insani yıkıma, Ukrayna’daki savaşa ve Ortadoğu’daki çatışmalara dikkat çekilen açıklamada, özellikle Suriye’de Alevi inancına mensup sivillere ve Suriyeli kadınlara yönelik aşağılayıcı muameleleri ortaya koyan görüntü ve haberlerin insan onurunun korunması konusunda herkesi sorumlu davranmaya çağırdığı ifade edildi.
Platform, barışın yalnızca silahların susması veya çatışmaların sona ermesi anlamına gelmediğini belirterek, “Barış; yaşam hakkının güvence altında olduğu, özgürlüklerin korunduğu, eşit yurttaşlığın hayata geçirildiği, farklı kimliklerin ve inançların kendisini özgürce ifade edebildiği, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu demokratik bir toplumsal düzenin kurulmasıyla mümkündür” dedi.
Açıklamada, bu nedenle barışın bir insan hakkı olduğu vurgulanırken, Türkiye açısından 1 Eylül’ün anlamının Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yollarla çözümüyle doğrudan bağlantılı olduğu ifade edildi.
“BARIŞ KONUSUNDA DAHA UMUTLUYUZ”
Türkiye’nin yakın tarihinin Kürt meselesinin güvenlikçi ve inkârcı politikalarla çözülemeyeceğini defalarca gösterdiği belirtilen açıklamada, bu politikaların binlerce insanın yaşamını yitirmesine, yerinden edilmelere, köylerin boşaltılmasına, zorla kaybetme ve faili meçhul cinayetlere, işkence ve kötü muameleye ve temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yol açtığı savunuldu.
“Bugün gelinen aşamada ise barışçıl ve demokratik çözüm konusunda yeni bir fırsat penceresinin açıldığını görüyoruz” denilen açıklamada, “Ancak silahların susması tek başına barış anlamına gelmez” ifadelerine yer verildi.
TBMM’ye önemli sorumluluklar düştüğü belirtilen açıklamada, barış sürecinin ihtiyaç duyduğu hukuki düzenlemelerin gecikmeden yapılması ve sürecin kişilere, hükümetlere ya da dönemsel siyasi tercihlere bağlı olmaktan çıkarılarak kalıcı ve kurumsal güvencelere kavuşturulması gerektiği ifade edildi.
Platform, TBMM’de kabul edilen Çerçeve Yasa’yı, eksikliklerine rağmen barış sürecinin hukuki zemininin oluşturulması bakımından önemli bir adım olarak değerlendirdiğini, ancak yasanın kapsamının insan hakları ve demokratik çözüm perspektifiyle güçlendirilmesi ve genişletilmesi gerektiğini belirtti.
“KALICI BARIŞ İÇİN DEMOKRATİKLEŞME GEREKİYOR”
Açıklamada, Kürt meselesinin demokratik çözümünün ifade, örgütlenme, toplantı ve gösteri, seçme ve seçilme hakları ile demokratik siyasetin güvence altına alınmasını gerektirdiği belirtildi.
AİHM ve AYM kararlarının ayrım gözetilmeksizin uygulanması gerektiği ifade edilen açıklamada, mahpusların “umut hakkı” konusunda da yasal düzenleme yapılması çağrısında bulunuldu.
Yerel yönetimlere yönelik kayyım uygulamalarına son verilmesi, seçilmişlerin görevlerini özgürce yapabilmelerinin sağlanması, siyasi saiklerle gerçekleştirildiği savunulan yargılamaların sona erdirilmesi ve siyasal tutukluluğun ortadan kaldırılması da barışın temel koşulları arasında sıralandı.
Geçmişle yüzleşmeden, hakikat ve adalet mekanizmaları kurulmadan kalıcı barışın mümkün olmayacağı belirtilen açıklamada, “Bize, geçmişi unutmak değil; geçmişte yaşanan acılarla yüzleşerek bir daha aynı acıların yaşanmayacağı bir gelecek kurmaktır” denildi.
Platform, sürecin yalnızca siyasi aktörler arasında değil, toplumun bütün kesimlerinin katılımına olanak sağlayacak şekilde yürütülmesi gerektiğini belirterek kadınların, gençlerin, emekçilerin, mağdurların, sivil toplum örgütlerinin, insan hakları savunucularının, akademisyenlerin, meslek örgütlerinin ve toplumun farklı kesimlerinin karar alma süreçlerine etkin biçimde katılması çağrısında bulundu.
Özellikle çatışmalardan en fazla etkilenen kadınların ve gençlerin barışın öznesi olarak sürece katılmasının önemine dikkat çekildi.
“SİYASETİN DİLİ DEĞİŞMELİ”
Barışın toplumsallaşabilmesi için siyasetin dilinin de değişmesi gerektiği belirtilen açıklamada, tehdit, düşmanlaştırma, nefret ve kutuplaştırma dili yerine diyalog, müzakere, empati ve demokratik siyaset dilinin hâkim kılınması gerektiği ifade edildi.
Siyasi iktidarına da çağrıda bulunan Platform, Kürt meselesinin çözümünün bölgesel veya başka ülkelerdeki gelişmelere endekslenmemesi, Türkiye yurttaşlarının haklarını esas alan bağımsız bir demokratik çözüm iradesinin ortaya konulması gerektiğini savundu.
Tüm siyasi aktörlere “Barış sürecini seçim hesaplarının, günlük siyasi tartışmaların ve güvenlikçi reflekslerin dışında tutun. Barışın hukukunu tüm toplumla birlikte kurun” çağrısı yapıldı.
Açıklamanın sonunda Emek ve Demokrasi Güçleri olarak atılacak demokratik adımları desteklemeye, sürecin eksiklerini ve insan hakları ihlallerini izlemeye ve barış hakkını savunmaya devam edecekleri belirtilerek, “Barış ertelenemez bir insan hakkıdır. Kalıcı barışın yolu demokrasiden, adaletten, eşitlikten ve özgürlükten geçer” denildi.
Açıklama, “Savaşsız, sömürüsüz, ayrımcılığın olmadığı; herkesin eşit, özgür ve onurlu bir yaşam sürdüğü demokratik bir Türkiye için barış ve demokratikleşmede ısrar ediyoruz. Yaşasın barış! 1 Eylül Dünya Barış Günü kutlu olsun” sözleriyle sona erdi.