TBMM Lokantası Mı? Okul Kantinleri Mi?
Hayat zor!
Hayat pahalı!
En çok da yemek!
Geçenlerde, bir asgari ücretliyle konuşurken, "Kahvaltıdan artan ekmeğin arasına biraz peynir, domates koyuyorum. İşyerinden bir de çay aldım mı yanına, al sana öğle yemeği" demişti. Bir ücretliyle konuşurken de, "En zoru da öğle yemekleri! Herkes, yanındakine fırsat vermemek için, biraz da kuyruğu dik tutsun diye, diğerleriyle beraber lokantalara gidiyor, öğle yemekleri için. Aldığımız maaş ne ki, her gün dışarıda yiyelim! Evden getiriyorum bazen yemeğimi, hatta ara ara iki simit bir ayranla da bitiriyorum günü. Ama böyle zamanlarda da 'işim var' diye ayrılıyorum diğerlerinden! Görmesinler diye!"
Diyen, haksız mı?
Benzerlerini yaşamıyor muyuz?
Aldığımız maaşlarla neye yetişelim sahi?
Kira, en büyük derdimiz. Kış geliyor ve doğal gaza ödeyeceğimiz faturalar şimdiden kabusumuz. Mazota gelen zamlardan sonra, ulaşıma da eklenecek zamlarla, aylık faturamıza yeni rakamlar eklenecek, bunun da farkındayız. Allah'tan, işyerinden aldığımız yemek fişlerini hala market alışverişimizde kullanabiliyoruz. Aman, duymasınlar! Hala alışamadım ama, mahalle pazarında, patlıcan / kabak / fasulye satanların tezgahındaki o pos cihazlarına ne demeli? Dürüstçe, bazen, yüzümde fark edemediğim bir gülümsemeyle dolaşıyorum pazarı, hele ki sebze ve meyveyi elindeki kredi kartıyla alan ülke insanını gördükçe...
Gelelim, bugünkü başlığımıza!
Hani madem konumuz 'geçim derdi', o derdin bir parçası da çocuklar, en çok da okuyanlar...
Hepimiz çocuk olduk ve ki kendimden de biliyorum, hatırlıyorum, sabah erkenden gelen sıcacık simitlerin kokusunu, kantine gelen taze ekmeklerle yapılan tostları. Teneffüs dediğimiz bu zamanların en lezzetli anlarıydı.
Hala öyle mi?
Sanırım, değil!
Türkiye'nin ekonomi odaklı gazetelerinden Dünya Gazetesi, Eylül paylaşımında vermiş, bu sene ki fiyatları. Mesela, öğrenciler tarafından çok tercih edilen tost ve ayranın ortalama fiyatı 130 lira olmuş. Geçen yıl aynı tost, 90 liraya satılıyormuş. Simit 30 lira, açma ve poğaça 35 liradan satılacakmış. Yarım litrelik su için 15 lira, çay için ise 25 liralık tavan fiyat uygulanacakmış.
Bodrum / Marmaris gibi yerlerde bir lahmacunun ortalama bin TL olabildiği, hatta bir top dondurmanın minimum 200 TL olduğu bir Türkiye gerçeğinde, "bunlar da fiyat mı" diyeceksiniz de,
...fiyat!
Ödeyemeyen aileler için, fiyat! Ay sonu hesabında maaşını daha ilk haftadan tüketip, kredi kartlarıyla nefes alan anne babalar için, fiyat! Açlık ve yoksulluk sınırı altındaki maaşlarıyla kiralarını bile zor ödeyen milyonlar için, fiyat! Çocuğunun cebine harçlık koyamayan, beslenme çantasına bir şeyler koyma konusunda bile zorluk çekenler için, fiyat!
Peki, bu 'fiyat' konusunda TBMM Lokantası'na yaptığımız devlet desteğini niye çocukların okul kantini için yapmıyoruz? Mutfak giderleri, demirbaşlar, elektrik, su ve personel masrafları TBMM bütçesinden ödenen TBMM Lokantası'nın, piyasa fiyatlarının bu denli altında yemek üretip sattığı (!) bir ortamda,
aradaki maliyet farkı devlet bütçesinden (halkın vergileriyle) karşılanırken, geleceğimiz olan çocuklarımızın okul kantinlerini niye serbest piyasa fiyatlarına mahkum ediyoruz, aynı desteği neden asıl bu konuda vermiyoruz? Çok mu gerekli, ayda neredeyse 500 bin TL kazanan Milletvekillerine ucuz yemek servis etmek?
Hepsi bir tarafa, sıradan bir okul kantininde yediğiniz kaşarlı / sucuklu bir tost ile yanındaki ayran parasının biraz üstüne yemek yiyebilme lüksünü sunmak, neyin gerekliliği?
Herkesin her şeyden tasarruf ettiği, etmek zorunda kaldığı bir dönemde, halkın vekillerinin ve onları ziyaret eden vatandaşların ağırlandığı bu alanda oluşan devlet zararının neden hiç bir dönemde açıklanmadığını da soralım mı?
Haklısınız, hiç sormadık...
O zaman soralım!
Hatta,
...TBMM Lokantası'na yıllardır verilen devlet desteğini okul kantinlerine de verelim! Yıllardır, "okullarda bir tek öğün yemek verilsin mi verilmesin mi" tartışmasına bir nokta koyup, sürekli "bu ülkenin geleceği" dediğimiz çocukların her gün yaşadığı o cep harçlığı trajedisini sonlandıralım! Açlık ve yoksulluk sınırı altına inen kalabalığın giderek büyüdüğü bir ülkede, "bu bir lütuf değil, acil bir ihtiyaç" diyelim! Tüm işletme giderleri, halkın ödediği vergilerden sağlanan bütçeyle finanse edilen bir TBMM Lokantası yerine, tüm işletme giderleri, halkın ödediği vergilerle sağlanan bütçeyle finanse edilen okul kantinleri yaratalım!
2025 yılında Türkiye'de toplanan 11 trilyon 49 milyar 467 milyon TL'lik verginin bir kısmıyla, halk, kendi çocuklarının desteklenmesini istese, sahi, buna kim 'HAYIR' diyecek?
HAYIR, diyenler!?
EVET, diyenler!?
Kabul edilmiştir...