Sandıkta Savaş Çığırtkanlarına Tokat!
Dünyanın iki önemli merkezinde sandıklar konuştu. ABD'de ve İsrail'de seçmenin verdiği mesaj, yalnızca siyasi tercihlerden ibaret değildi. Aynı zamanda savaş politikalarına, bitmeyen gerilimlere ve dünyayı ateşe atan yönetim anlayışına karşı yükselen bir itirazdı.
Dünya yanıyor, insanlar ölüyor, şehirler yıkılıyor, çocuklar hayatını kaybediyor. Peki bütün bunların bedelini kim ödüyor? Savaş kararı verenler mi, yoksa savaşın ortasında yaşam mücadelesi veren masum insanlar mı?
ABD'de Trump yönetiminin politikalarına yönelik tepkiler, İsrail'de ise Netanyahu hükümetinin savaş ve güvenlik politikaları etrafında büyüyen tartışmalar, yönetenlere önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Halkın sabrı sonsuz değildir.
İki lider de kendi siyasi koltuklarını korumaya çalışırken dünyanın geleceği üzerinde ağır bir yük oluşturuyor. Savaşlar üzerinden siyaset yapmak, korkuyu büyüterek toplumları yönetmek ve her krizi siyasi hesapların parçası hâline getirmek artık sorgulanıyor.
Çünkü insanların istediği çok açık: Daha fazla savaş değil, huzur. Daha fazla ölüm değil, yaşam. Daha fazla silah değil, barış.
Sandık, bazen bir iktidarı değiştirmekten çok daha fazlasını anlatır. Bazen milyonlarca insanın sessiz çığlığıdır. Bazen de yönetenlere verilmiş en ağır siyasi cevaptır.
Unutulmamalı ki hiçbir koltuk, bir çocuğun hayatından daha değerli değildir. Hiçbir siyasi gelecek, milyonlarca insanın gözyaşından daha önemli olamaz.
Trump da Netanyahu da şunu anlamalı: Dünya liderlerden savaş kazanmasını değil, insanlığı yaşatmasını bekliyor.
Sandığın verdiği mesaj nettir: İnsanlar savaş istemiyor. Halk, kendisini yönetenlerden ölüm değil, gelecek istiyor.
Ve tarih şunu defalarca gösterdi: Savaşları başlatanlar kendilerini güçlü sanabilir ama barışı isteyen halkların iradesi, eninde sonunda bütün siyasi hesapların önüne geçer.
Çünkü koltuklar geçicidir, insanlık kalıcıdır.