O Bayramlara Kurban Olayım…
Eskiden bayramların büyülü bir sıcaklığı vardı.Şimdi ise insanlar aynı apartmanda kimin yaşadığını bilmiyor.Selamların yerini mesajlar aldı.Büyüklerin elleri eskisi kadar öpülmüyor, çocukların gözleri eskisi kadar parlamıyor.
Oysa biz çocukken bayram sabahını günler öncesinden beklerdik.Komşu evlerde bütün çocukların harçlıkları hazır olurdu.Bir dantel inceliğinde sıkıştırılırdı avuçlarımıza mendiller.Bazen o mendilin içinden bir lokum çıkardı da dünyalar bizim olurdu.
Ne güzel severdik birbirimizi…Gösterişsiz, hesapsız, tertemiz severdik.
Kurban Bayramı yaklaşırken en çok koyunların sessizliği dokunurdu içimize.Sabah erkenden kalkıp onlara dokunmak bile huzur verirdi bize.Mahallemizde herkes kurban kesemezdi belki ama dışarıdan gelen güzel insanlar olurdu.Kendi evine ayırmadan dağıtırdı etini bütün mahalleye.
İşte biz iyiliği o insanlardan öğrendik.
Bir lokmayı bölüşmenin bereket olduğunu…Yoksulu incitmeden vermenin erdem olduğunu…İnsanın insanı utandırmaması gerektiğini…
Şimdi önümüzde yine bir Kurban Bayramı var.Ama ne olur…
Et dağıtırken insanları küçümsemeyin.Beğenmediğiniz yerleri ihtiyaç sahiplerine layık görmeyin.Bir poşet et verirken kimsenin onurunu kırmayın.
Çünkü deprem onların zaten her şeyini aldı.Evlerini aldı…Hatıralarını aldı…Sevdiklerini aldı…
Bir de gururlarıyla oynamayın.
Bayram dediğiniz şey sadece kesilen kurban değildir.Bayram; bir çocuğun yüzünü güldürebilmektir.Bir yaşlının gönlünü alabilmektir.Sessizce kapı çalıp ihtiyaç sahibini mahcup etmeden yardım bırakabilmektir.
Kimseyi üzmeyin bayramda.Gönülleri hoş edin.Birbirinizi yeniden hatırlayın.Çünkü insanı ayakta tutan biraz da birbirinin kalbine dokunabilmesidir.
Ben bugün hâlâ geçmişin o güzel insanlarını özlemle anıyorum.Yere düşeni kaldırmak için koşanları…Komşusunun aç yatmasına gönlü razı olmayanları…Sevmenin ayıp sayılmadığı zamanları…
Ve gururla söylüyorum;
“Ben o güzel insanların yaşadığı mahallelerde büyüdüm.O yıllara…O insanlara…O bayramlara kurban olayım…”