Deprem'in 1230. Günü... HALA SORAMADINIZ MI?
Bu yazıyı yazmaya başladığımda, 1230'du. Yazımı, aynı gün bitiremedim! 1231 gün oldu, ardından 1232, 1233 ve fazlası...
12 Şubat 2023, bir çokları için çok gerilerde kaldı belki ama, bizler için hala dün gibi. "Yaşamayan bilmez" derlerdi de, inanmazdım! Bilmiyormuş, bunu çok iyi anladım! Terk ediliyormuşsun, bunu da! En sonunda da unutuluyormuşsun, en çok da bunu...
Geçen gün, depremin ardından, Hatay'ın Antakya'sında başlayan yapılaşmanın en dikkati çeken adresi olan Atatürk Caddesi'nde açılan bazı dükkanlar üzerinden yapılan o "MÜŞTERİLERİMİZİ BEKLİYORUZ" paylaşımlarını, hatta Hatay Valisinin o açılan dükkanları dolaşıp "NORMALLEŞİYORUZ" mesajı verme hallerini, yerel TV kanallarının benzer çekimlerini ve bol keseden dağıttıkları umudu izledikçe, "o zaman, ben niye bu kadar şikayet ediyorum" diye sordum kendi kendime. Valisinden yerel medyasına, herkes aynı dilden "SORUNLAR BİTTİ, BİTİYOR" mesajı veriyorsa eğer, sorun bendedir belki de!
Bende mi?
Merak ediyorum,
...yerel gazetelerin sosyal medya hesaplarından TV etiketli yayın yapanlar, 'normalleşme' mesajları veren Hatay'ın Valisine kaç kere sordu, depremin ardından Hatay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından kendisine sunulan o 'depremde sorumluluğu olan kamu görevlilerinin soruşturulması talebini' neden hemen işleme koymadığını? Bunu yaptı madem, ne amaçla yaptığının sorgusunu, kaç kere ekranlarına, gazete manşetlerine taşıdı? Bu durumu; binlerce insanını, neredeyse Antakya ve Defne'sini tümüyle kaybeden bir Hatay adına kaç kere manşet başlığı yaptı?
Haklısınız, sinirliyim!
Bir gazeteci olarak, yurttaş olarak...
Eldeki o yara bere içindeki umudu bol kese dağıtmadan önce yapmamız gerekenler vardı, ki hala da var, ama yap-a-madık, yap-a-mıyoruz! Peki, korktuğumuzdan mı yap-a-madık? Siyasetin giderek artan öfkesinin gazeteciler üzerindeki baskısından mı kaçmak istedik? Kendi gerçeğimizin soğuk duvarına çarpmaktansa, bizi yönetenlerin sunduğu korunaklı alanda kalmayı mı tercih ettik?
Peki ya bizden kendi yorgun gerçeklerini savunmamızı bekleyenler...
Onlar ne olacak?
"Deprem sonrası evlerimiz bitti, BUNA DA ŞÜKÜR" diyecekken de çok durduk! Evlerdeki işçilik sorunları, hatta daha yerleşilmemiş evlerdeki rutubet sorunları ve çok daha fazlası... Hatay'ın Milletvekili, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman bile demedi mi, kentte teslim edilen konutlarda ciddi eksikler bulunduğunu, hatta “evler yapıldı, ama eksikleri görüyoruz ve kabul ediyoruz” deyişini?
"BUNA DA ŞÜKÜR" de, benim etim ne budum ne!? "GEL DE YERLEŞ" denilen o deprem konutuna bir de tamir masrafını nereden bulacağım, düşündünüz mü!?
Bu arada, maden Sayın Yayman'ın ismini geçirdik, o isme iki kişiyi daha ekleyip, Hatay'ın gazetecilerine, o baştaki UMUT adına bir soru daha soralım mı?
Sormaları gereken bir şeyi daha hatırlatalım...
6 Şubat 2023'ün ardından, daha depremin ilk ayı içinde kameralar karşısına geçenleri ben unutmadım. Bence, Hatay'ın gazetecileri de unutmadı. Ne demişti, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Hatay'ın iki Milletvekili; Hüseyin Yayman ve Adem Yeşildal? Depremzedeleri uyarıp, "BİZ BURADAYIZ, RİSKE GİRMEYİN"! Niye? O depremde her şeylerini kaybedenler, henüz yıkılmamış binalardaki evlerinden, hayatlarını riske edip eşyalarını çıkartmaya çalışıyordu çaresizce.
Bu, kalbi / vicdani uyarı ve destek o kadar önemliydi ki... Bir ömür biriktirdiklerini kaybetmişler için o kadar önemliydi ki... Sevdiklerini, evlerini, işlerini kaybeden on binler için o kadar önemliydi ki... Bundan sonra ne yapacağını bilmez bizler için o kadar önemliydi ki...
Çok önemliydi; Sayın Soylu, Sayın Yayman, Sayın Yeşildal!
SÖZ verdiniz madem, "NİYE UNUTTUNUZ" o "SÖZ"ü?
Unutulan sadece o "SÖZ" değildi ki, "BİZDİK"!
Sahi, bugün Antakya Atatürk Caddesi'nde açılan bir kaç dükkan üzerinden "NORMALLEŞİYORUZ" diye haber yapan gazeteci arkadaşlarım, bu konuyu kaç kere kendi şehrinizin o iki Milletvekiline sordunuz? Suçlamıyorum, soruyorum! Çünkü bu kişilerin unuttukları şey, sadece, verecekleri bir kaç koltuk ya da beyaz eşya değildi, ama bizlerin gelecek hayalleriydi, ki sizin soracağınız şey de buydu! Sordunuz mu? Gözlerinin içine baka baka sordunuz mu? Bir ömür biriktirdiği hayatları enkazın altında kalanlar adına sordunuz mu? Sevdiklerini 'kayıp listesine' eklemek zorunda kalanlar adına sordunuz mu? Eşini, anne /babasını, çocuklarını, belki de tüm ailesini kaybedenler adına, o "SÖZ" için, söz sahiplerine mikrofon uzatıp, hepimiz için bir cevap aldınız mı?
Cevabınız EVET'se, aldığınız CEVAP ne oldu, paylaşır mısınız?
Cevabınız "Hayır" mı?
Peki, niye sor-a-madınız?
En haklı olduğunuz konuda niye sor-a-madınız?
Peki, ben soruyorum, bir kez daha...
Sayın Vali, Hatay Cumhuriyet Başsavcısının, depremin ardından, depremde sorumluluğu olabilecek kamu görevlilerinin soruşturulması talebini niye hemen işleme koymadınız? Sayın Soylu, Sayın Yayman, Sayın Yeşildal, verdiğiniz eşya sözünü size unutturan şey ne oldu? Peki, o unutuşun maliyetinde kalan on binlerce depremzedeye ne oldu?