Hatay Mahalli Haber
MENÜ
Tamer Yazar
Tamer Yazar
yazar5@hotmail.com
Paylaş Paylaş Paylaş Yazı 56 defa okundu.

ABD Ile De Olmuyor, ABD'siz De... Yeni (!) İran Denkleminde, Türkiye!

Siyaset ve uluslararası politika okuyan, araştırma ve yazılarını da bu noktada yoğunlaştıran biri olarak, ne dün ne de bugün, İran İslam Cumhuriyeti için, Humeyni'nin Tahran'da yarattığı molla rejimini desteklemedim. 

Tahran'ın, Atatürk'ün kurduğu laik / demokratik Türkiye Cumhuriyeti'ne bakışını bilen biri olarak en çok da...

15 Temmuz kanlı darbe girişiminin baş faillerinden biri olan, Fethullah Gülen Cemaati gibi, ülkedeki benzer radikal islamcı cemaati yapıları politik, ideolojik ve hatta lojistik olarak desteklediklerini izleyen biri olarak da tabi...

Sadece bu mu ?

PKK'dan Hamas ve Hizbullah'a, hatta Yemen'deki iç savaşın taraflarına verdiği askeri destekle, karıştırdığı Ortadoğu ve Afrika coğrafyasını es geçmek mümkün mü?

Değil, mümkün değil...

Bugün, Amerika ve İsrail'in ortak askeri operasyonlarının hedefindeki Tahran'daki rejim, 1979 devriminden bu yana en zorlu virajında ve elindeki gücü korumak için de hemen her yolu deniyor, ki saldırıların başladığı günden bugüne, Amerikan üslerine ev sahipliği yapan bölgedeki Arap ülkelerine bir çok füze fırlattı, drone saldırıları gerçekleştirdi, ama en dikkat çekeni de Türkiye'yi hedefleyen 2 füze oldu!

Kimi çevreler, Ankara'nın, savaşın başında ABD-İsrail ortaklı saldırılarını eleştiren tavrını bir üst seviyeye taşıması gerektiğini, hatta İspanya gibi, ülkedeki ABD üslerini bu operasyonlar için kullandırtmaması gerektiğini söylese de, bu gerçekleşmedi. Hatta ikinci İran füzesinin Türkiye'yi hedef almasının ardından, ABD'nin Ortadoğu operasyonlarında kilit rol oynadığı söylenen Kürecik Radar İstasyonu'nun bulunduğu bölgeye, NATO tarafından bir Patriot bataryasının konuşlandırılması kararı alındı.

Bir yandan "tarafsız" bir dış politika izlendiğini söyleyip taraflara sükûnet çağrısı yapmak, diğer yandan ABD'ye bu operasyonlarda kritik askeri bilgiler sağlayan noktaları devre dışı bırakamamak... 

Sanırım bu, Ankara'nın en büyük çıkmazı!

Aslında hikayemiz net...

ABD ile de olmuyor, ABD'siz de!

Peki, Hatay/Dörtyol'a, ardından Gaziantep/Şahinbey'e parçaları düşen (NATO tarafından düşürülen) balistik füzelerin şu ana kadar maddi zarar vermediği tabloda, bir gün aksi olursa, Ankara'nın tavrı ne olur?

Bu arada, savaşın ve olası kombinasyonların kalabalığı içinde, ekranlarda ve sosyal medyada sık sık bir tartışma başlığı özellikle sıcak tutuluyor!

İran'dan sonra sıra Türkiye'de mi?

Bu, gerçek bir tehdit senaryosu mu, yoksa özellikle sıcak tutulmaya çalışılan bir savaş ekonomisi durumu mu?

Geçenlerde, bir tanesi bu başlıkta ilerlerken, bir ara başlık açmış ve şunu paylaşmış:

..."Türkiye'nin Rusya'dan satın aldığı ve şu ana kadar aktif olarak kullanıma sokmadığı S-400 savunma sistemi neden devreye girmiyor?"

Aslına bakarsanız, NATO anlaşmalarına ve savunma sistemlerine aykırı Rus yapısı bu mekanizmanın hiç bir zaman kullanılamayacağı zaten biliniyordu, hatta bu alımın maliyeti de çok yüksek oldu! Türkiye, yeni nesil savaş uçağı projesi olan F-35 programından çıkartıldı, alması gereken uçaklar da ABD yönetimi tarafından veto yedi!

Hepsi bir tarafa, 1979 devriminden bu yana Ankara'nın laik yapısını kendi rejimine tehdit olarak gören ve dış politikasını da buna göre şekillendiren Tahran'ı farklı bir siyasi düzleme taşıma hedefi güden bu askeri operasyon, bölgedeki güç dengelerini değiştireceği kadar, Ankara'nın elini de güçlendirmez mi?

"Güçlendirir" diyenlerdenim!

Bu operasyon, İran'ın bölgedeki vekil güçlerini zayıflatırken, hatta zamanla ortadan kaldırırken, Türkiye'ye daha bağımsız ve daha etkili bir manevra alanı açabilir. Ancak bu fırsatı değerlendirmek için, Ankara'nın, hem NATO müttefikleriyle hem de Rusya gibi aktörlerle dengeli bir diplomasi yürütmesi şart. Niye mi? Ortadoğu'nun hiç bitmeyen kaosunda ayakta kalmak, sadece tepkisel değil, vizyoner bir dış politika gerektiriyor. Türkiye, bu virajı akıllıca dönerek, hedeflediği ve Erdoğan'ın da çokça dile getirdiği bölgesel liderliğini pekiştirebilir.

Günün özetinde,

...ABD'nin şekillendirdiği bu savaş ve Beyaz Saray'ın duvarları arasında çoktan senaryolarla zenginleştirilen olası sonuçları, İsrail'i güçlendirip, etki alanını genişleteceği gibi, Türkiye'yi de benzer bir konuma taşıyabilir. Burada, İsrail, bir rakip değil, ama 'kazan-kazan' dengesinin diğer terazisinde yer alan bir ülke olarak konumlandırılabilir, "bölgesel istikrar" veya "ortak tehditlere karşı denge" adına en çok da!

Atatürk'ün laik / demokratik cumhuriyetinden taviz vermediğimiz sürece de, hiç kimsenin, "Türkiye, ikinci bir İran mı?" sorusunu soracağını tam da bu noktada asla düşünmüyorum!

Siz ne düşünüyorsunuz?