2027 Baharında Dönüyorum! Antakya'da Biriken Sorularım...
6 Şubat 2023 öncesinde yapılan gazetecilikle, sonrasında yapılan gazetecilik arasında duygusal anlamda bir fark olmalı. Bugün hala depremin enkazından çıkamayanlarız, biraz bundan! Saat 04.17'den sonra yaşadıklarımız da, bizlere yaşatılanlar da ortada, en çok da bundan!
O kadar çok soru kaldı ki içimizde...
Soramadık!
O kadar çok öfke birikti ki her zerremizde...
Dindiremedik!
O yüzden de, depremzede de olsak, o soruları da biriken öfkeleri de biz gazeteciler omuzladık. Peki, omuzladığımız onca sorudan kaçını gerçekten de sorduk? O soruların siyaset etiketli muhataplarından o cevapları almak için ne kadar üsteledik? O öfkeleri sahiplenirken, ne kadar ısrar ettik, ne zaman pes ettik?
Ben mi?
Antakya'ya yeniden döndüğümde kimlerle ve hangi şartlarda çalışacağımı bilmiyorum ama, sorularımı biliyorum!
İlk sorum mu?
Antakyalı Sağlık emekçisi / sendikacı dostum Abdullah Gül'ün, depremde yıkılan eski devlet hastanesinde yaşamını yitiren hemşire eşi nedeniyle başlattığı adalet mücadelesi bugün hala sürerken ve o adalet talebi, depremde yıkılan hastanede için de orada ölen insanlar için de devam ederken, onları da, yorgun adımlarını da hiç yalnız bırakmadım. Onların mücadelesi, Hatay Cumhuriyet Başsavcısının deprem sonrasında Hatay Valiliği'ne sunduğu, "depremde sorumluluğu olabilecek kamu görevlilerinin araştırılması" talebiyle başladı başlamasına da, o talep, aylarca Valilik tarafından işleme konmadı.
İşte ilk sorum bu!
Hatay Valisine ilk sorum bu!
Bir Savcılık talebini, hele ki ülke tarihinin en yıkıcı depreminin ardından başlatılmak istenen böylesi olağan bir soruşturmaya niye onay vermediğini soracağım. Bugün devam eden bu adalet süreci içinde geriye dönebilseydi eğer, yine aynı kararında ısrar eder miydi, bunu da!?
Fırsat bulursam,
...depremin hemen ardından, Milletvekili seçimlerinde aday olabilmek için, enkaz içindeki bir şehri terk eden dönemin Hatay Valisi'ne de sormak istiyorum, "vicdanen rahat mısınız" diye!? "Bugün olsa, yine aynı kararı hiç çekinmeden alır mıydınız" diye de!?
Aynı şekilde, 6 Şubat depremlerinin ardından görevinden istifa eden, dönemin Hatay İl Sağlık Müdürü için de aynı soruları sorardım!
Yok, bitmedi sorularım...
Depremin enkazı içindeyken hala, sevdiklerimizin ağıdı yükselirken şehrin her noktasından, yarı yıkı binalardan kalan eşyalarımızı kutarmaya çalışırken, bunun için de yara bere içindeki hayatlarımızı hiçe sayarken, ekranlardan bizlere çağrı yapan ve "YANINIZDAYIZ" diyen, hepimize "ESYA SÖZÜ" veren Hatay'ın iki Milletvekiline de sorardım, "ne oldu o söze" diye!? Biz unutmadık, siz nasıl unuttunuz" diye!? "Kalbiniz o unutuşa nasıl dayandı" diye!? "Geride kalan dört senede biz çok sorduk, siz ne oldu da bizi hiç duymadınız" diye!? "Deprem sonrası yaşadığımız onca çaresizliğin ortasında bize attığınız can simidini niye geri aldınız" diye!? "Hatay benim şahsi meselemdir, diyerek her Cuma attığınız mesajınızı, o söz noktasında niye 'mesele' yapmaya devam etmediniz" diye!?
Keşke, bu isimlerle defalarca karşı karşıya gelen gazeteciler sorsaymış, bizde birikmeseymiş!
Dedim ya, dönüşüme az kaldı, sorularımı bizzat sormaya da...
Yine de merak ediyorum!
Sahi, niye sorul-a-madı bu sorular?
Düşünün...