Hiçbir kadın, başkasının çizdiği sınırların içinde yaşamak zorunda değildir.

Bazen bir kadın için en zor şey, dünyaya karşı mücadele etmek değil; yıllardır kendisine söylenen “Sen yapamazsın.” cümlesini kendi içinden susturmaktır.
Oysa bir kadın kendine inandığı gün, hayatının yönü değişir.
Çünkü kadını güçlendirmek, yalnızca bir kadının hayatını değiştirmek değildir. Bir aileyi, bir çocuğu, bir çevreyi ve sonunda bir toplumu değiştirmektir.
Kadın yalnızca bir evin değil, bir neslin mimarıdır.
Bir annenin yüreğinde büyüyen sevgi, bir çocuğun karakterine dönüşür. O karakter, yarının ailesini ve toplumunu şekillendirir. Bu nedenle kadınların güçlenmesi, aslında geleceğin güçlenmesidir.
Ama kadının gücü yalnızca ekonomik özgürlüğüyle ölçülemez.
Güç; kendi değerini bilmektir.
Fikrini korkmadan söyleyebilmektir.
Haksızlık karşısında susmamaktır.
Düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmektir.
Kendisine biçilen role sığmadığında, “Benim hayatımın kararını ben vereceğim.” diyebilmektir.
Ve belki de en önemlisi; başkalarının kendisi için yazdığı hayatı yaşamak yerine, kendi hikâyesini yazmaya cesaret edebilmektir.
Kadın isterse üretir.
İsterse başarır.
İsterse yönetir.
İsterse yeniden başlar.
Çünkü bir kadının hayatındaki en büyük dönüşüm, kendisine ilk kez gerçekten “Ben yapabilirim.” dediği anda başlar.
Bugün kadınları birbirleriyle yarıştırmak yerine birbirlerine omuz vermeyi seçmeliyiz.
Birbirimizin eksiklerini aramak yerine güçlü yanlarını görmeliyiz.
Eleştirmenin kolaylığını değil, destek olmanın kıymetini seçmeliyiz.
Çünkü kadın kadının rakibi değil, yol arkadaşı olduğunda çok daha mutlu ve güçlüdür.
Bir kadının elinden tuttuğunuzda yalnızca bir kadının hayatına dokunmazsınız.
Onun ailesine, çocuklarına, çevresine ve geleceğine dokunursunuz.
Bir kadın ayağa kalktığında yalnızca kendisi ayağa kalkmaz.
Onun cesareti başka kadınlara umut olur.
Onun başarısı başka bir kadına, “Ben de yapabilirim.” dedirtir.
Onun sesi, yıllardır susmayı öğrenmiş başka bir kadına konuşma cesareti verir.
İşte gerçek dönüşüm budur.
Bir kadının yükselmesi, başka kadınların küçülmesi anlamına gelmez. Tam tersine, bir kadın yükseldikçe arkasından gelenlere daha geniş bir yol açar.
Bu yüzden kadınların birbirinin elinden tuttuğu bir toplum hayal etmeliyiz.
Çünkü güçlü kadın, güçlü aile demektir.
Güçlü aile, güçlü toplum demektir.
Ve güçlü toplum, geleceğe güvenle yürüyen bir ülke demektir.
Geleceğe bırakacağımız en değerli miras; birbirinin önüne geçmeye çalışan kadınlar değil, birbirinin elinden tutan kadınlar olacaktır.
Unutmayalım:
Kendini büyüten kadın, yalnızca kendi hayatını değiştirmez. Dokunduğu hayatları da büyütür.
Belki de bir toplumun gerçek değişimi büyük salonlarda, büyük söylemlerde ya da büyük projelerde başlamaz.
Bazen sadece bir kadının aynaya bakıp kendisine şu cümleyi söylemesiyle başlar:
“Ben yapabilirim.
Ben değerliyim.
Benim de bir yolum var.”
Ve o kadın kendi sınırlarını aştığında, aslında yalnızca kendi hayatının değil, toplumun da sınırlarını genişletmeye başlar.
Çünkü kendini büyüten kadın, toplumu büyütür.
Fatma Nur KARAYİĞİT
Hatay/Dörtyol
Marka Danışmanı