Hatay Mahalli Haber
MENÜ
Mithat KALAYCIOĞLU
Mithat KALAYCIOĞLU
mikamithat58@hotmail.com
Paylaş Paylaş Paylaş Yazı 3045 defa okundu.

6 Şubat, Unutulacak Bir Tarih Değil.

6 Şubat…

Takvim yapraklarında bir tarih gibi dursa da, 11 il için bitmeyen bir gecenin adıdır artık. Acının, çaresizliğin, kaybın ve suskun çığlıkların adıdır. Aradan geçen zamana rağmen yüreklerdeki sızı dinmedi; çünkü bazı acılar takvimle ölçülmez, bazı yaralar yıllarla kapanmaz.

Depremin vurduğu 11 il arasında Hatay, en ağır yıkımı yaşayan şehir oldu!.

Sadece binalar yıkılmadı; anılar, sokaklar, komşuluklar, tarih ve bir kentin ruhu enkaz altında kaldı. Antakya’nın kadim taşları, asırlık çarşıları, ibadethaneleri, kültür mirası bir gecede yerle bir oldu. Bu şehir, sadece bir coğrafya değildi; medeniyetlerin iz bıraktığı bir hafızaydı.

Bugün Hatay’da yaşamın normale döndüğünü söylemek mümkün değil!. Evet, devletin ve kurumların sahada olduğu, konut projelerinin yükseldiği, yolların açıldığı, yatırımların yapıldığı bir gerçek. Emek veren herkese teşekkür etmek vicdani bir sorumluluk. 

Ancak aynı zamanda başka bir gerçeği de görmezden gelemeyiz..

Süreç, düzensizlik ve koordinasyon eksikliği nedeniyle Hatay’da hayatı kolaylaştırmak yerine zaman zaman daha da zorlaştırdı.

Elektrik kesintileri hâlâ gündelik hayatın bir parçası!. 

Su kesintileri, insanları temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale getiriyor!. 

Bir şehir düşünün; depremi atlatmış ama hâlâ en temel altyapı sorunlarıyla mücadele ediyor. Bu durum, sadece teknik bir aksaklık değil; insan onurunu zorlayan bir tablo.

Konteyner kentlerde yaşam ise başlı başına bir sınav.

Kışın soğuk, yazın kavurucu sıcak… 

Dar alanlarda kalabalık aileler, çocukların oyun oynayacak alan bulamadığı, gençlerin umutlarını ertelediği bir geçici hayat. “Geçici” denilen bu yaşam biçimi, birçok aile için kalıcı bir belirsizliğe dönüşmüş durumda. 

İnsanlar evlerini değil, hayatlarını kaybettiler. 

Şimdi ise yeniden hayata tutunmaya çalışırken, her gün başka bir zorlukla yüzleşiyorlar.

Hatay’da ticaret tam anlamıyla ayağa kalkmış değil. Küçük esnaf hâlâ konteyner çarşılarda ayakta kalma mücadelesi veriyor. 

Üretim sınırlı, istihdam yetersiz. Gençler başka şehirlere gitmenin yollarını arıyor. Oysa Hatay, göç veren değil, insanları kendine çeken bir şehir olmalıydı.

En çok da şu soruyu sormak gerekiyor?

Bu şehir gerçekten planlı bir şekilde mi ayağa kaldırılıyor? Aynı sokakta bir kurum kazı yaparken, diğerinin ertesi gün yeniden yolu açması; yapılan bir çalışmanın kısa süre sonra tekrar bozulması, koordinasyon eksikliğinin en somut göstergesi değil mi?

Kaynak var, emek var, iyi niyet var; ama düzen ve eşgüdüm eksikliği süreci ağırlaştırıyor.

6 Şubat’ın üzerinden 3 yıl geçti, ancak Hatay’da saatler hâlâ o geceyi gösteriyor. Acılar taze, kayıplar unutulmadı. 

Mezarlıklar büyüdü, hatıralar çoğaldı. Bu şehir, sadece betonla değil; adaletle, planlamayla, şeffaflıkla ve insanı merkeze alan bir anlayışla ayağa kalkabilir.

Hatay’ın yeniden ayağa kalkması bir tercih değil, bir zorunluluktur.

Çünkü bu şehir sıradan bir şehir değildir. Bu topraklar, binlerce yıl boyunca farklı inançların, kültürlerin, dillerin bir arada yaşadığı bir medeniyet coğrafyasıdır. 

Antakya’nın adını yaşatmak, Hatay’ın kimliğini korumak, sadece burada yaşayanların değil, hepimizin sorumluluğudur..

6 Şubat, unutulacak bir tarih değil..

Ama Hatay’ın kaderi de enkazın gölgesinde kalmamalı.

Acılar dinmeyecek belki…

Ama akılcı, planlı ve insan odaklı bir yeniden yapılanmayla umut yeniden filizlenebilir.

Yeter ki bu şehrin sesi duyulsun, yeter ki Hatay yalnız bırakılmasın.