Bir milletin hafızası, kültürüyle yaşar.

Kültürel kimlik; sadece gelenek, kıyafet ya da dil değildir. O; bir halkın geçmişini, acılarını, sevinçlerini, şarkılarını, yemeklerini, düğünlerini, yaslarını, mimarisini, hatta kokusunu taşıyan görünmez bir mirastır.
Bugün hızla küreselleşen dünyada, “ben” demek zorlaşıyor. Herkesin birbirine benzediği, aynı müziği dinleyip aynı kahveyi içtiği bir çağda yaşıyoruz. Ama biz; annemizin pişirdiği yemek, dedemizin anlattığı masal, ninemizin ördüğü yemeniyiz.
Hatay gibi çok kültürlü bir coğrafyada yaşıyorsak, bu zenginlik sadece bizim değil, tüm insanlığın mirasıdır. Onu korumak, gelecek nesillere aktarmak bir tercih değil, görevdir.
Unutmayalım:
Kültürünü unutan toplum, yönünü kaybeder.
Yönünü kaybeden ise başkasının rotasına mahkûm olur.