Yazar Hakkında


Mehmet Çardak

m-cardak@windowslive.com

Türkiyenin fiilen güçlenmeye ihtiyacı var Bu yazı 378 kez okundu

ABD’nin Ortadoğu’ya yerleşme planı epeyce zamandır var. Bundan sonra bunun önünü almak çok ama çok zordur. Çünkü ABD, dünyanın en büyük terör örgütüdür. Güneyimizde bir Kürt devleti kurmak istiyor. Yardım uçakları PKK, PYD, YPG terör örgütlerine oyuncak silahlar götürmüyor. ABD, gece kurt olup sürüye saldıran, gündüz ise çobanla birlikte ağlayan bir şeytandır.

Türkiye’nin,  Suriye’nin Afrin bölgesinde yürüttüğü  ‘Zeytin Dalı’ harekâtı 41. gününde de başarı ile sürüyor. TSK, Afrin’de zor olan bölgeleri kontrol altına almıştır. Afrin operasyonunda bugüne kadar 2 bin 184 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Türk Milleti şahadete koşan bir millettir. Askeri harekâta halkın desteği her gün artarak devam ediyor. Afrin’deki ejderha yarı canlı bırakılmayacaktır.

Ancak, ABD ile Türkiye arasında yaşanan gerginlik durulmuş gibi görülse de üst üste yapılan açıklamalar kafa karıştırıyor. Öncelikle de son çeyrek asırdır Ortadoğu’da olup bitenleri doğru değerlendirebilmek için 120 yıllık bir tarihi süreci iyi okumak gerekiyor.

İsviçre’nin Basel kentinde 1897’de toplanan Birinci Siyonist Kongresi’nde alınan kararların başında 50 yıl içerisinde Filistin toprakları üzerinde İsrail Devleti’nin kurulması, 100 yıl içerisinde de Türkiye’nin Güneydoğu’sunu da içine alan Nil’den Fırat’a kadar ‘Büyük İsrail Devleti’nin kurulması kararları vardır. Bu kararlar, Osmanlı Padişahı Abdülhamit tarafından kabul görmeyince tahttan uzaklaştırılmıştır.

Batılıların desteği ile 50 yıl içerisinde terörist İsrail Devleti kurulmuştur. Fakat “Arz-ı Mev’ud” 100 yıl geçmesine rağmen gerçekleşememiştir. Bazı siyasi analistler tarafından Lübnan’da Hizbullah’ın güçlenmesi, 1996’da Türkiye’de Refah Partisi’nin iktidara gelmesi ve Filistin’de HAMAS’ın başlattığı intifada’nın bu 100 yıllık süreci engellediği iddia ediliyor. Çünkü ABD ve İsrail bunu gerçekleştiremezse Batı’nın temelini oluşturan Hıristiyan-Yahudi medeniyetinin üstünlüğü kaybedeceği ve üstünlüğün yeniden İslam’a geçeceğinden endişe ediliyor.

 

VAAT EDİLMİŞ TOPRAKLAR

 

Peki, Yahudiler için “Allah’a inanmaktan bile” önemli olan “Arz-ı Mev’ud” ne demektir?

Kısaca özetlemekte fayda var: Yahudiler, Nil’den Fırat’a kadar olan toprakların kendilerine ait olduğunu savunurken, Allah’ın seçilmiş kulları olduklarına inandıkları için buna haklarının olduğunu iddia ediyorlar. Yahudi inancına göre, onlar Allah’ın seçilmiş oğullarıdır. Diğer insanlar ise Allah’ın kullarıdırlar. Allah’ın kulları da Allah’ın oğullarının hizmetini göreceklerdir.

Ayrıca İsrail için Türkiye çok önemlidir! Çünkü “Arz-ı Mev’ud”un sınırları Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu kısmından bir bölgeyi de içine alıyor. Arz-ı Mev’ud’un Kuzey sınırları Kapadokya’daki (Nevşehir çevresi) dağlara kadar dayanıyor. Güney’de de Süveyş Kanalı’na dayanıyor. Arz-ı Mev’ud Planı’na göre, Nil’den Fırat’a kadar olan bölge Yahudiler tarafından “Vaat edilmiş topraklar” olarak nitelendiriliyor.

Yahudi cemaatinin yaygın organı olan ve Türkiye’de de yayınlanan ‘Şalom’ gazetesinde 8 Mart 1989 tarihinde yayımlanan bir yazıda,  “Allah’a inanmak Yahudiliğin temel inancı değildir. Ancak Arz-ı Mev’ud temel inançtır” deniliyor. 1974 yılında zamanın İsrail Savunma Bakanı Ariel Sharon’un “Türkiye de alaka alanımız içindedir” cümlesi de Arz-ı Mev’ud’un Türkiye ayağındaki gerçek hedeflerini bir defa daha gün yüzüne çıkarıyor.

Aslında Osmanlı İmparatorluğu lüzumsuz yere Birinci Dünya Savaşı’na sokulmuştur. Ardından 1916’da ‘Sykes-Picot Anlaşması’ yapılmıştır. Sonra Osmanlı Devleti yıkılmış, Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. İsrail Devleti ise 1948’de kurulmuştur. Kurulduğundan itibaren de “Arz-ı Mev’ud” idealinden hiç vazgeçmemiştir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’da haritalar yeniden çizilmiştir. Emperyalist devletler masa başında anlaşarak, yeni kurulan devletlerarasında bir kutuplaşma meydana getirmiştir. Fakat Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde (S.S.C.B.) uygulanan komünizm bir sistem olarak ayakta tutulamamıştır. 1990’larda S.S.C.B. dağınca da  Amerika, tek kutuplu dünyanın lideri olarak artık İsrail’in Arz-ı Mev’ud topraklarına yerleşme zamanının geldiği kanaatine varılmıştır.

Komünizm’e karşı kurulan NATO’nun anlamı kalmamasına rağmen hala ortadan kaldırılamamıştır. S.S.C.B.’nin dağılmasından sonra, NATO ülkeleri “Bundan sonra bize direnecek tek grup Müslümanlardır” görüşünü ortaya atmışlardır. 1990’lı yıllardan itibaren NATO’nun hedefi değiştirilmiştir. NATO, İslam’ı ve İslam âlemini düşman belirlemiştir.

Arz-ı Mev’ud İsrailliler için kutsal bir görevdir ve çok önemlidir. Amerika, bu bölgede İsrail’e ve kendilerine direnecek güç kalmasını istemiyor. O yüzden Irak, Suriye, Türkiye ve İran kendilerinin önünde engel olarak görülüyor. Bu sebeple de, bu ülkelerin parçalanması ve küçülmesi isteniliyor.

Dolayısıyla da 11 Eylül saldırıları bile Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) gerekçe hazırlamak için tezgâhlanmış olabilir.  BOP,  her gün biraz daha ilerliyor. Aslında BOP projesi Sevr Anlaşması’nın devamıdır. Lozan Anlaşması’nı iptal etmek ve Sevr Anlaşması’nı yeniden yürürlüğe koymak isteyenler var. Böylelikle Türkiye’yi işgal, bölme ve parçalama planı hızla yol alacaktır. Zaten son yıllarda Suriye’de yürütülün çok uluslu vekâlet savaşları yüzünden Ortadoğu Üçüncü Dünya Savaşı’na da gebedir.

 

 

İSLAM ÂLEMİNİN ‘BİRLİK’ MESELESİ

 

Aslında Irak ve Suriye’de yaşanan zulmü gören İslam âleminin bir araya gelmesi ve Büyük Ortadoğu Projesi’ni önlemek için başka formüller geliştirmesi gerekiyor. Ancak daha Kudüs konusunda bile yekvücut olamıyorlar. Zaten İslam âleminin en önemli meselesi de budur. Her nedense İslam ülkeleri kendi aralarında ‘birlik’ oluşturamıyor, ortak hareket edemiyorlar.  İslam adına terör estiren örgütler, bugüne kadar hep Müslümanlara karşı savaştılar. İsrail’e saldıran İslami terör örgütü yok! Bu sebeple de bundan sonra Amerika’nın Irak ve Suriye’den çıkacağı yok.  Engellenmeleri için karşılarında caydırıcı bir güç görmeleri şarttır.

İslam ülkeleri arasında ırk, milliyet, dil, mezhep ayırımı olabilir ama bağımsız olmadıkları için bir araya gelerek askeri bir güç oluşturamıyorlar.  İslam âleminde; İslam Birliği ve Arap Birliği gibi teşkilatların kurulmuş olmasına rağmen birliktelik sağlanamıyor ve askeri bir güç oluşturulamıyor. Bu yüzden de, ABD ve Batı ülkeleri İslam âlemini birbirlerine kırdırıyorlar. Bunu da kavmiyetçilikle, mezhep farklılıklarıyla yapıyorlar. Ortadoğu’da Araplar, Kürtler, Türkler Şii ve Sünni Müslümanlar birbirlerini öldürüyorlar.

Türkiye, Ortadoğu coğrafyasının en önemli ülkesidir. ABD ve İsrail, Suriye Devleti’ni yıkmaya ve yok etmeye çalışıyor. Birisi İslam âlemine önderlik etmek durumundadır. Ama ne yazık ki İslam âleminde buna önderlik edebilecek kimse yok. Çünkü İslam âleminde tam bağımsız ülke yoktur.  İslam ülkelerinin liderleri, emperyalist ülkelerin tutsağıdır.

İslamcı tabiri Batı menşelidir.  İslamcılık iki tür kullanılıyor. Birincisi İslami değerleri ihya ederek bir yaşantı oluşturmak, ikincisi ise İslami değerleri kullanarak güç sahibi olmaktır. Birisi ne kadar kıymetliyse, öteki o kadar korkunçtur. Bazıları için geçim kaynağı olan İslamcılık, bazı ülkelerin hüznü olmaktadır.  Müslümanlık başka, İslamcılık başkadır. Doğru olanı Müslüman olarak yaşamaktır. Gayrimüslimler de istediği gibi yaşarlar. Demokratik ve laik ülkelerde kimse kimsenin üzerinde tahakküm kurma hakkına sahip değildir. Ancak İslam ülkelerinde demokrasi yoktur. Bu ülkelerde İslâm’ı ticari araç gibi kullanan liderler var!

Türkiye Cumhuriyeti ise; demokratik, laik ve sosyal hukuk devletidir. Türkiye’de insanların inançlarını rahatça yaşayabilmesi ve fikirlerini özgürce söyleyebilmesi önemlidir. Ancak 15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe girişiminden buyana Türkiye’de tansiyon yüksektir.  Tansiyonun düşmesi, insanların fikirlerini ortaya koymasıyla ancak mümkün olabilir. Yoksa tansiyon düşmez. Kutuplaşma, Türkiye’ye zarar veriyor!  Geçici olarak birilerine fayda sağlıyormuş gibi görünse de uzun vadede zarar verir.

Ayrıca adalete güven de çok önemlidir. Adalet, vatandaşların olmazsa olmaz talebidir. Önemli olan Türk vatandaşlarının; kuvvetler ayrımı, Meclis’in güçlendirilmesi, ekonomide üretime dayalı bir kalkınma modeli, rüşvet ve yolsuzluklara mücadele ve tasarruf gibi ilkeler etrafında toplanmasıdır. Toplumda kimsenin buna itirazı yoktur. Türkiye, son 30 yıldır Ortadoğu coğrafyasında yaşananlardan dersler çıkartarak, geleceği yapılandırmalı ve toprak bütünlüğünü korumalıdır. Türkiye; Ortadoğu, Avrasya, Afrika, ABD ve Batı ülkeleri ile ticaret yapmalı ve projeler imzalamalıdır. Ancak Müslüman Türk vatandaşları Müslümanlığını yaşamalı ama İslamcılık yapmamalıdır. Çünkü İslam bir ideoloji değil, en son dindir. Dünyada İslam düşmanlığı aldı başını gidiyor. Neden?

Müslümanlar dindaşlarına zulmedemez! Etmemelidir! Emperyalistler haksızlık yapmanın, zulmetmenin kılıfını hazırlıyor. Son zamanlarda Avrupa ve Amerika halkları yozlaşıyor. Batı’da aile çöküyor! Türk toplumu olarak, onlara benzemeye çalışırsak biz de çökeriz. Türkler, kendi değerlerine sahip çıkmalıdır. Türkler terörden uzak durmalıdır! Türk toplumu savaş tehdidi altında değil, barış ve uzlaşı içinde kardeşçe yaşamalıdır. Türkiye’nin Ortadoğu, Uzakdoğu ve Afrika ülkelerinde güç gösterisi yapmaya değil, fiilen güçlenmeye ihtiyacı var.

Türkiye siyaseti, ülke çıkarlarını gözeterek hukukun üstünlüğü ve demokrasiyi geliştirmelidir. Milliyetçilik ve mezhepçilik çağımızın en tehlikeli siyasi hastalığıdır. Türkiye’nin selameti ve bekası için bütün cemaatler ve tarikatlar kapatılmalıdır. Dünyanın en tehlikeli hali, cehaletin örgütlü eyleme geçme halidir. Devlet, laiklik karşıtı odaklara prim vermemelidir. Siyasetin odağında ekonomi olmalıdır. Laiklik karşıtı düşünce ve eylemler ‘Milli Birliği’ engelleyen en önemli faktörlerdir. Ömrü cephelerde geçmiş Gazi Mustafa Kemal Atatürk,   “Yurtta sulh cihanda sulh” demişse, bu söze değer verilmelidir.

Dış politikada ülke çıkarları her türlü kişisel ve parti çıkarlarının önünde tutulmalıdır. Vatandaş; tehlikeli ideolojilerden, cemaatlerden ve tarikatlardan korunmalıdır. Terörün her türlüsü ile etkin mücadele edilmelidir. Vatan savunması için, ülkenin savunma sanayisi geliştirilirken ‘Milli Birlik’ de tesis edilmelidir. Hatırlatmakta fayda var: Türk Milleti anasından asker doğar! Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Zeytin Dalı Harekâtı’na ölümüne destek vermektedir. Ancak fikrini açıklayan ve barışı savunanlar da ‘hainlik’ ile tehdit edilmemelidir. Bu ülke hepimizin!

Dahası da var: Türk Milleti’nin gözbebeği olan Mehmetçik, Ortadoğu coğrafyasında terörle mücadele için görevlendirilmiştir. Kahraman Mehmetçik, Yahudilerin Arz-ı Mev’ud Planı ya da 2019’da yapılacak seçimler için kurban edilmemelidir. Devlet aklı iyi yönetilmelidir! Hükümet; Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılara ve Suriye’deki Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) güvendiği kadar, Türk vatandaşlarına da güvenmelidir! Türkiye nüfusunun sadece yüzde 52’si değil, tamamı mutlu edilmelidir!

Yazarın Diğer Yazıları
Bir zamanlar Türkiye
Bir zamanlar Türkiye
Hatay seçime hazırlanıyor
Garanti süresi biten erkekler
Maliye emek ister
Yerel seçimler yaklaşırken
Bir gün değil bir ömür Cumhuriyet
Kitap okur musunuz Peki ya hayatı
Türkiye Türklerindir
Türkiye de eğitimsiz bireyler daha mutlu
Evlilik bir imzadan ibaret değil
Yatılı okul arkadaşlığı
HIZLI MENÜ

Üye Ol

Üye Girişi

Künye

Yayına Başlarken

Hatay’ da ‘Hatay Mahalli Haber’ ismiyle yayın yapan İnternet gazetesi  25 Şubat 2016 günü yayın hayatına başladı. Hatay Mahalli Haber internet gazetesinin sahibi Mithat Kalaycıoğlu, Hemen hemen bütün sektörleri etkileyen ‘teknoloji&rs (...Devamı)

BİZE ULAŞIN

Telefon:0532 631 06 11

Fax:

E-Posta: mikamithat58@hotmail.com