Yazar Hakkında


Mehmet Çardak

m-cardak@windowslive.com

Hayali ihracat ve gümrüklerBu yazı 211 kez okundu

1980’li yıllarda, Türkiye’de ihracat büyük bir hız ve ivme kazanmıştı. Türkiye’den İngiltere, İsviçre, Belçika, Kuveyt, Irak, Ürdün, Mısır, Libya, Fransa, Hollanda, İsveç, Danimarka, Yunanistan ve Almanya’ya gerçekleştirilen ihracata konu malların cins, miktar, evsaf veya fiyatı değişik gösterilmek suretiyle ihracat rakamlarımız suni olarak çok arttırılmış, ihracat ürünlerimiz çeşitlenmiş ve ülkemize hedeflenen tutarda döviz girişi sağlanmıştı.

Bazen de ilgili kanun hükümlerine göre, teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanmak amacıyla ihracat gerçekleşmediği halde gerçekleşmiş gibi gösterilmiş; bazı iş insanları hayali ihracat ile ünlenmişti!

Gümrükler delik deşik edilmiş; gümrük hattında ihracatı ciddi kontrolle görevli gümrük muayene memurları ve gümrük kolcuları tehdit edilmişti. Özellikle de 1987’den itibaren ‘hayali ihracat’ doruğa çıkmış; ülkenin namusu kirletilmişti. Hayali ihracattan kaynaklı büyük Hazine vurgunları hayalciler, indirmeciler ve ‘işini bilen’ gümrükçüler arasında bölüşülür hale gelmişti.

İhracatçılar, gümrükçüler ve ‘indirmeciler’ diye tanımlanan dövizciler arasında gelişen işbirliği sonunda çok büyük hayali ihracat organizasyonlarına girişilmişti. Türkiye’nin mevcut gümrükleri hayalcilere yeterli gelmemiş; İzmit ve Alanya’da ‘hayali’ gümrükler bile kurulmuştu.

24 Ocak 1980’de alınan ve uygulamaya konulan ‘Ekonomik ve İstikrar Kararları’ ile ithalata ve ihracata sınırsız serbestlik getirilmiş, devlet sübvansiyonu ihracata kaydırılmıştı. Ülkeye döviz girdisi sağlamak için ‘İhracatta Vergi İadesi’ uygulaması cazip hale getirilmişti. Ayrıca ihracatı teşvik amacıyla alınan hukuki, idari ve mali tedbirler birçok yolsuzluğa da yol açmıştı.

1990 yılına kadar ‘hayali ihracat’ yoluyla hangi firmaların ne kadar ne kadar haksız kazanç sağladıklarını, bu suretle yapılan ödemelerin usulüne uygun olarak geri istenip istenmediğini ve geri istenilen paralardan ne kadarının tahsil edilebildiğini tespit etmek amacıyla 15 Ocak 191’de TBMM Genel Kurulu’nda ‘Araştırma Komisyonu’ kurulmuştu.

Hayali İhracat Araştırma Komisyonu’nca yapılan çalışmalar sonunda düzenlenen rapora göre; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 1.1.1984 ilâ 31.12.1990 tarihleri arasında, ülke genelinde hayalcilere yapılan ihracatta vergi iadesi ödemelerinin 226.908.779.840.- Türk Lirası, Devlet Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) ödemelerinin 40.137.298.286.- Türk Lirası ve Kaynak Kullanım Destekleme Fonu (KKDF) ödemelerinin ise 118.261.170.447.- Türk Lirası tutarında olduğu tespit edilmişti.

Ayrıca aynı dönemde adına rapor düzenlenen 485 firmadan 469’unun hayali ihracata adının karıştığı, bu firmaların çok düşük sermayelerle kurulduğu ve sermayelerinin bazen yüzlerce kat fazlası kadar hakız teşvik aldıkları da tespit edilmişti.

O yıllarda yürürlükte bulunan Gümrük Mevzuatı’na göre; gümrük çıkış beyannamelerinin kabulü ve tescili sırasında çıkış beyannamesiyle beyan edilen eşyanın gümrük denetimindeki veya gümrüğe ait çıkış sundurmasına getirilmesi gerekiyordu. Ancak, Türkiye’deki gümrüklerin hemen hemen tamamında herhangi bir çıkış sundurması mevcut değildi. Bu konuda gümrük idarelerinin altyapı eksikti. Gümrük Mevzuatı hükümlerinin uygulanmasına maddeten imkân yoktu.

Çıkış işlemi; ihracatçı firmanın veya temsilcisinin tescilini yaptırdığı çıkış beyannamesi muhteviyatı eşyanın araçlara yüklenmekte olduğunu ya da yüklenmiş olduğunu beyan etmesi üzerine, gümrük idare amirince gümrük muayene memuru ve kolcu görevlendirilerek ve gönderilerek yapılıyordu.

Bu durumda; bilhassa İstanbul ve İzmir gibi fabrika üretim alanlarının geniş sahalara yayıldığı yerlerdeki ihracatlarda memur yetersizliği nedeniyle aynı günde onlarca yerden yapılan yüklemelerde çıkış eşyasının gereği gibi kontrolü ve denetimi mümkün olamıyordu. Nitekim bu yerlerde eşya kontrolü ancak göz ucuyla yapılabiliyor veya eşya hiç görülmüyordu. Bu durum, gümrük çıkış beyannamesinde gösterilen eşyadan farklı cins, nitelik, kalite, miktar ve kıymetle eşya ihraç edilmesinin başka bir nedeni oluyordu.

Balıkçı teknelerinin bile ancak yanaşabildiği küçük iskelelerin bulunduğu, birkaç memurun istihdam edildiği, gözden ırak, denetimi zor yerlerdeki gümrük idarelerinin ihracat yetkisinin bulunması nedeniyle; Kaş, Kalkan, Marmaris, Güllük, Anamur ve Alanya gibi yerlerden büyük miktarlarda ‘hayali ihracat’ olayları gerçekleştirilmişti.

Aslında Güllük, Anamur ve Diyarbakır gibi birkaç memurun görev yaptığı gümrük idarelerinden çok büyük miktarlarda hayali ihracatın gerçekleşmesi tesadüf değildi. Buralardaki görevli sayısının azlığı ve buraların denetimden uzak yerler olması, bu gümrük idarelerindeki görevlilerin büyük ekonomik menfaatler sağlayarak hayalcilerle anlaşmasını sağlamıştı.

Bu hayali ihracatla ilişkin olarak da sahte gümrük mühürleri ve kaşeleri kullanılarak sahte gümrük çıkış beyannameleri düzenlenmişti. Bu çıkış beyannamelerinin ilgili gümrüklerde kaydı bulunmadığı gibi, işlem yaptığı belirtilen memurların da görevli olmadığı tespit edilmişti.

 HAYALCİ BÜROKRATLAR

 Devletin istihbarat birimlerinin raporlarına göre; hayali ihracata yön verip mafya ile işbirliği yapan bazı gümrük bürokratları milyarlar vurmuştu. Hayali ihracatçılara yardım eden bu bürokratlar arasında gümrük idare memurundan en üst düzey gümrük bürokratına kadar birçok isim vardı. Turan Çevik’ten Yaşar Aktürk’e kadar, adı hayali ihracat olaylarına karışmış birçok ünlünün arakasındaki bu bürokratlardan bazıları işi sermaye koyarak ortaklığa kadar vardırmıştı.

Devletin istihbarat birimlerince bu işbirlikçi gümrük bürokratlarının adları tek tek belirlenmiş ve haklarında hazırlanan rapor yetkili makamlara intikal ettirilmişti. Raporda, hayali ihracat vurgunlarının organizasyonunda bazı bürokratların katkılarının bulunduğu da yazılmıştı. Ayrıca gümrük kapılarına işbirlikçi atamalarından rüşvet almaya ve naylon şirketlere ortak olmaya kadar birçok işin bu bürokratların yönlendirmesiyle kotarıldığı da vurgulanmıştı. Ancak ekonomik ve siyasi gücü olan o hayalci gümrük bürokratlarına hiçbir şey olmamıştı. Çünkü Maliye ve Gümrük Bakanlığı’nca dosyaları örtbas edilmişti.

Gelmiş geçmiş hangi iktidar döneminde olursa olsun, Türkiye’de yolsuzluklar, Hazine vurgunları, üçkâğıtlar ve sahtekârlıklar çeşitlenerek artmış; ekonominin ahlâkı bozuluş ve gümrüklerde rüşvet ‘tarifeli’ hale gelmişti. Rüşvet verilirse gümrükler ‘hızlı’ çalışmış, rüşvet alınmadığı zaman gümrük işleri aksatılmıştı. Gümrükler birilerinin cebi için sermaye yapılmış; hayali ihracat rüşvetle pompalanmış ve gümrükçüler bu tür hastalıklardan kurtulamamıştı.

Hayali ihracat ve vergi kaçakçılığından 15 yıla kadar hapsi istenen ve haklarında ‘tutuklama’ kararı bulanan hayalcilerden en başta Orhan Aslıtürk olmak üzere,  hepsi serbest bırakılmıştı. Adalet ağır işlemiş ve hayalcilerin yüzlerce dava dosyası zamanaşımına uğramıştı. Hayalcilere devlet tokadını vuramamıştı.

Ve aradan en az 30 yıl geçtiği halde Türkiye hâlâ ‘Temiz toplum’ yaratamıyor! Türkiye’yi çok zor günler bekliyor. Siyaset ise, tehlikenin farkında değil!

Yazarın Diğer Yazıları
Atatürkün Dış Politika Anlayışı
Türkiyenin 2020 Rotası
Her açıdan Müslüman Kardeşler
Siyasetin kirli yüzü
NATO Zirvesinde Beyin Kavgası
Hayali ihracat ve gümrükler
İşini bilen gümrükçüler
EYT mağdurları Beştepeye de takıldılar
Kaybolan yıllar
Kurt komşusunu yemez
Cumhuriyet ama nasıl bir cumhuriyet
Trumpın tarihe geçen mektubu
HIZLI MENÜ

Üye Ol

Üye Girişi

Künye

Yayına Başlarken

Hatay’ da ‘Hatay Mahalli Haber’ ismiyle yayın yapan İnternet gazetesi  25 Şubat 2016 günü yayın hayatına başladı. Hatay Mahalli Haber internet gazetesinin sahibi Mithat Kalaycıoğlu, Hemen hemen bütün sektörleri etkileyen ‘teknoloji&rs (...Devamı)

BİZE ULAŞIN

Telefon:0532 631 06 11

Fax:

E-Posta: mikamithat58@hotmail.com