Yazar Hakkında


Mehmet Çardak

m-cardak@windowslive.com

Atatürkün Dış Politika AnlayışıBu yazı 65 kez okundu

Değerli okurlarım! Yazılı kaynaklara göre Atatürk, bizlere bir asker ve bir devlet adamı olarak yaptıklarıyla çok farklı alanlarda büyük değerler kazandırmıştır.

Atatürk, dış politikasının temel dinamiklerini ortaya koyarken ülkesinin ve dünyanın gerçeklerini gözden uzak tutmamıştır. Türkiye’nin dış politikasını belirlerken ‘gerçekçi’ davranmış, ülkenin jeopolitik durumunu, tarihsel gelişimini, Milli Mücadele döneminin kazanımlarını, Cumhuriyetin temel değerlerini ve dünyanın içinde bulunduğu olayları iyi analiz ederek her zaman dikkate almıştır.

Atatürk’ün gerçekçiliği Amasya Genelgesi’nden Erzurum Kongresi’ne, Sivas Kongresi’nden Misak-i Milli’ye, Milli Mücadele döneminde yapılan anlaşmalardan Lozan’a kadar yaşanan birçok gelişmede kendisini göstermiştir.

Atatürk’ün dış politikasının temel dinamikleri; bağımsızlık, gerçekçilik, barışçılık, hukuka bağlılık, güvenirlik, akılcılık ve ileri görüşlülük olarak sayılabilir. Ayrıca diplomasi, anlaşma fırsatlarını değerlendirme, iletişim, olayları kavrama ve olayları geçmişi ve günü ile anlama ve analiz etme yeteneği, maceraperestlikten uzak özgüven ve gerektiğinde ittifaklara girmekte tereddüt etmeme, milliyetçi ve hümanist olmayı da ekleyebiliriz.

Ülkelerin dış politikalarını sürekli dostluklar ve sürekli düşmanlıklar üzerine bina etmedikleri aşikârdır. Aynı zamanda da politikada dostluklar ve düşmanlıklardan ziyade ülke menfaatlerinin korunması esas alınır. Atatürk’te dış politikasını ‘Milli menfaatlere dayalı milli bir siyaset uygulaması’ olarak nitelendirmiştir. Bu çerçevenin içerisini en somut şekliyle bağımsızlık, milli egemenlik ve uluslararası hukuk ile doldurmayı istemiştir.

Tarihsel açıdan süreç anlaşılmaya çalışıldığında Milli Mücadelenin ilk hedeflerinin Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde ortaya konulmaya çalışıldığı görülür. Gerçekçi politikanın ilk açık ve net vurgusu MİSAK-i Milli metninde ortaya konulmuştur. Yani sınırların çizilmesi ve bağımsızlık vurgusu ile son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde kabul edilen Misak-i Milli; hayallerden uzak, hedefleri açıkça ortaya koyan bir program olması yönüyle gidilecek yolun haritası olmuştur.

Misak-i Milli siyaset ve askeri hedeflerle, devletin o sıradaki olanaklarını en iyi biçimde bağdaştıran bir ‘yemin belgesi’ olmuştur. Milli Mücadelenin askeri ve siyasi sınırları Misak-i Milli ile gerçekçi bir şekilde belirlenmiş, çizilen sınırlara ‘vatan toprağı’ olarak hukuki statü kazandırılması sağlanmıştır.

Milli Mücadele hareketinin yürütülmesinde dış politikanın yanında uygulanan diplomasi de etkili olmuştur. Ülkenin içinde bulunduğu durum diplomaside en son çözüm yolu olarak görülen ve en son kullanılan enstrümanı ‘savaş’ı kaçınılmaz kalmıştır. Dış politikadaki gerçekçilik ‘tam bağımsızlık’ ve  ‘akılcılık’ ilkeleri ile diplomasinin en son enstrümanı olan savaş birlikte yürütülmüştür.

Kurtuluş Savaşı Türk ordusunun zaferi ile sonuçlanmıştır. Bu zafer sonrası diplomatik çabaların karşılığı Kars Anlaşması ile Ankara İtilafnmesi’nin imzalanması ile alınmıştır. Ayrıca, 23 Ekim 1921’de İngilizler ile Mübadele, Ukrayna ile dostluk anlaşması imzalanmıştır. Dış ve iç politikada atılan sağlam adımlar, içeride Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) otoritesini sağlamlaştırarak saygınlığını artırırken, dışarıda diplomatik birtakım başarıları beraberinde getirmiştir. Bu sonuçlar hiç şüphe yok ki, Atatürk’ün takip ettiği gerçekçi dış politika ve uyguladığı diplomatik strateji ile elde edilmiştir.

Dış politikanın dayandığı gerçekçilik ile ilk olarak Ankara’nın İtilaf Devletlerini dengeleyecek bir güce ihtiyacı olduğu ve bu gücün Sovyetler Birliği’nden başkası olamayacağı belirlenmiştir. İkinci olarak Yunanlıların Anadolu’ya çıkmasıyla İtilaf Devletleri arasında oluşacak çatlaklardan olabildiğince faydalanmak amaçlanmıştır. Uygulanan diplomasi ile önce İtalyanlar, arkasından Fransızlar ile geliştirilen ilişkiler İngilizlerin yalnızlaştırılmasına yol açmıştır.

Sovyetler Birliği ile işbirliği vazgeçilmez olduğu düşünülse de rejim farklılığı daima temkinli davranılmasına, rejim ihracı yönünde faaliyetlerde cesurca alınan tedbirlerle önlenmeye çalışılmıştır. Sorunsuz bir işbirliği hayali peşinde koşmak yerine, sorunlara rağmen bir işbirliğinin sağlanabileceği yolunda gerçekçi bir işbirliğine yönelmekten çekinilmemiştir. Çünkü karşılıklı işbirliği temelindeki gerçek; iki tarafın ortak menfaatleri olmuştur.

Cumhuriyet dönemine gelindiğinde Milli Mücadele dönemindeki gibi dış politikada ‘gerçekçilik’ yine devam ettirilmiştir. Atatürk’ün dış politikasında ‘gerçekçilik’ bu dönemde de; kendisine güvenen ve milleti hesapsız hayaller peşinde koşturmayan, milli hedefler arasında uyum gözeten, Almanya ve İtalya gibi devletlerin Türkiye Cumhuriyeti’ni tehdit olarak algılamalarının önüne geçerek kendisini göstermiştir. Bu politika çerçevesinde alınan tedbirler sonucunda Avrupa güç ve çıkar çatışmalarının büyük ölçüde dışında kalmayı başaran Türkiye, II. Dünya Savaşı’na girmeyerek savaşta yaşanan acılar ve ağır tahribattan korunmayı başarabilmiştir.

Sonuç olarak; Atatürk’ün dış politikadaki gerçekçi yaklaşımı, hem Milli Mücadele hem de Cumhuriyet döneminde kesintisiz devam etmiştir. Lozan’dan itibaren savaş, diplomatik açıdan bir enstrüman olarak kullanılmaya çalışılmıştır. Lozan sonrasında Türkiye, mevcut uluslararası çıkar çatışmaları ve gruplaşmalar karşısında büyük ülkeler ve komşularıyla ‘dostluk’ ilişkilerini sürdürmeye çaba göstermiştir. Hatta Milli Mücadele döneminde mücadele ettiği, savaştığı ülkelerle dahi bir süre sonra diplomatik ilişkiler kurarak ‘barış’ dönemi açmayı başarabilmiştir.

Batısında ve doğusunda yer alan komşularıyla anlaşmalar yaparak (Balkan Paktı-Sadabat Paktı)  savaşı sınırlarından uzakta tutmaya çalışmıştır. Yani yaklaşan II. Dünya Savaşı yakından hissedilmiş, ülke güvenliği için 1934 ve 1937’de gerçekleştirilen Paktlar ile muhtemel savaş sınırlarımızdan uzakta tutulmaya çabalanmıştır.

Boğazların güvenliğinin ülke güvenliğinin temelini oluşturduğu bilinciyle 1934’te Montrö Boğazlar Sözleşmesi yapılmıştır. Keza, Hatay sorununu çözmek için dış politika ilkeleri ve diploması önemli ölçüde bizzat Atatürk tarafından izlenmiş ve uygulanmıştır.

Dolayısıyla da 2002 yılına kadar, Atatürk’ün dış politika anlayışı doğrultusunda Cumhuriyet hükümetlerinin sabit, müspet,  maddi bir siyaseti vardır. 17 yıldır iktidarda olan Ak Parti’nin dış politikada ortaya koyduğu performans ise;   birçok söylem, farklı politik tercihler ve değişim hatları barındırmaktadır.

Türkiye’nin AB’ye tam üyelik statüsünde AB ile kapışmasında, ABD ile ilişkilerin gelişmesinde ‘eksen kayması’ yaftalaması da, Afrika açılımı da, Irak, Suriye’de askeri hareket yürütmesi de, Libya’ya asker göndermesi de bu zaman zarfında gerçekleşmiştir. Ak Parti iktidarı dış politikada gerçekçilikten uzakta, hayali ve pratik değerlerden uzak birtakım ideoloji ve hissiyatın peşinde koşmaktadır. Ak Parti iktidarının ‘savaş’  politikası ile ülkemizde ve bölgemizde yarattığı çöküntü ancak halkın oylarıyla iktidardan uzaklaştırılıp, yerine yepyeni bir Türkiye kurulmasıyla giderilebilir!

Yazarın Diğer Yazıları
Atatürkün Dış Politika Anlayışı
Türkiyenin 2020 Rotası
Her açıdan Müslüman Kardeşler
Siyasetin kirli yüzü
NATO Zirvesinde Beyin Kavgası
Hayali ihracat ve gümrükler
İşini bilen gümrükçüler
EYT mağdurları Beştepeye de takıldılar
Kaybolan yıllar
Kurt komşusunu yemez
Cumhuriyet ama nasıl bir cumhuriyet
Trumpın tarihe geçen mektubu
HIZLI MENÜ

Üye Ol

Üye Girişi

Künye

Yayına Başlarken

Hatay’ da ‘Hatay Mahalli Haber’ ismiyle yayın yapan İnternet gazetesi  25 Şubat 2016 günü yayın hayatına başladı. Hatay Mahalli Haber internet gazetesinin sahibi Mithat Kalaycıoğlu, Hemen hemen bütün sektörleri etkileyen ‘teknoloji&rs (...Devamı)

BİZE ULAŞIN

Telefon:0532 631 06 11

Fax:

E-Posta: mikamithat58@hotmail.com